İçeriğe geç

tünde üfül üfül esen meltemler, altında gölgeleneceğiniz ağaçların meydana gelmesi, sizin takdim edeceğiniz armağanların neticesi olacaktır. Ağzınıza kadar gelecek meyveler ve kuş etleri sizin buradan takdim ettiğiniz armağanların tecessüm etmiş, ete-kemiğe bürünmüş hâlinden başka bir şey değildir. Bereketli bir hayat yaşadı iseniz, hayatın her lâhzasını ibadetle ve Allah yolunda hizmetle geçirmiş iseniz öbür âlemde her lâhzası saadetlerle dolu bir hayatı elde edebilirsiniz.Hayat şiirini tamamlayan bütün bu armağanların bir tek kafiyesi vardır. Bu kafiye, şiirin sonunda gelir ve ona ayrı bir nizam, ayrı bir ahenk getirir. Bu da Allah yolunda şehadettir. Şehadet, Allah yoluna hayatını vakfetmiş insanın neticede ruhunu Allah’a şehit olarak teslim etmesidir. Yümünlü ve bereketli bir hayattan tam manasıyla kâm almak isteyen insan, bir de onu şehadetle taçlandıracak ve hayattan tam olarak istifade etmiş olacaktır.Sonu şehadetle taçlanmayan bir hayat eksiktir. Böyle bir hayatta bir gedik, bir boşluk vardır. Şöyle veya böyle şehadetten nasibini almış bir hayat, kafiyesini almış bir şiir gibidir. Onda bir ahenk, bir sevimlilik, bir nizam vardır. O, sırlı bir anahtar hâline gelmiştir. Göklerin kapılarını açar. Rahmetin kendisine tebessüm edeceği kapıyı açar. Açar da nebilerin bile hesap verdiği aynı yerde Rab seni kanlı gömleğinle öyle haşreder. “Dokunmayın buna, geçsin.” der. Dokunulmadan geçer, gider gideceği âlemlere. Ciddi mücadelelerin, büyük kavgaların devam ettiği bütün devirlerde, Allah’a iman eden her mümin, hayatının kafiyesinin bu olmasını istemiştir. Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanıyla, Allah, iş başa düştüğü zaman bu yola giren insanı beğenir:

- َعَجِ بَ رَبُّنَا عَزَّ وَ جَلَّ مِنْ رَجُلٍ غَزَا فِي سَ بِيلِ اهللِ فَانْهَزَم

فَعَلِمَ مَا عَلَيْهِ، فَرَجَعَ حَتَّى أُهَرِيقَ دَمُهُ- ُيَعْنِي أَصْ حَابَه

144