“Rabbimiz (azze ve celle), Allah yolunda savaşan şu kimseye taaccüp eder ve beğenir; arkadaşları bozguna uğradığı zaman sorumluluğunun bilinciyle geri döner ve öldürülünceye kadar düşmanla savaşır.”Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) devamla buyuruyor ki: “Allah bu insandan meleklerine sitayişle bahsederek şöyle der: ‘Kuluma bakın, Rabbinden gelecek mükafata rağbetinden ve yine O’nun gazabından korktuğundan dönüp geriye geldi ve Allah yolunda canını verdi.’”35
Uhud harbinin bütün şiddetiyle devam ettiği hengâmda işi bu şekilde ele alan yüzlerce insan vardı.
İş başa düştü; O’nun vefat ettiği yerde siz niye duruyorsunuz, diyen pek çok kimse vardı. Hayatının kafiyesini arayan pek çok kimse vardı. Ölürken şehadet şerbetini içmeden gideceğim diye korkan pek çok kimse vardı: Enes b. Nadr böyle düşünüyordu, Mus’ab b. Umeyr böyle düşünüyordu, Nesibetü’l-Mâziniyye böyle düşünüyordu, Seyyidina Hazreti Hamza böyle düşünüyordu, İbn Cahş böyle düşünüyordu. Resûl-i Ekrem’in etrafından nurdan bir hâle oluşturmuşlar, hepsi şehadeti gözlüyordu. Bir aralık saflar bozulmuş, ordu dağınıklığa düşmüştü. Resûl-i Ekrem de (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat etti diye bir haber yayılmıştı. Bazılarında ciddi bir sarsıntı baş göstermişti. Herkes “İş başa düştü!” diye düşman saflarına hücum ediyor ve kendisinden beklenen şeyi eda etmeye çalışıyordu. Olayı bize aktaran Sa’d b. Ebî Vakkas diyor ki: “Savaş esnasında bir aralık halazadem İbn Cahş gözüme ilişti; kıyasıya sağa sola saldırıyor, yalın kılıç önüne kattığı kimseleri püskürtüyordu. Vücudunda sayılamayacak kadar çok yara izi vardı. Elbisesi parça parça olmuştu. Beni görünce,
Dipnotlar
- Ebû Dâvûd, cihâd 38; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsne 1/416.