Ashâb anlar ki Amr b. Cemûh şehit olmuştur. Gelip huzur-u Risalet-penahi’de cihada çıkacağım diye tehâlük gösteren, “Yâ Resûlallah, başka bir şey olsa oğullarımı nefsime tercih ederim, amma karşımda Rabbim ve O’nun rızası olunca, karşımda Cennet olunca, beni mazur görün, evlatlarımı nefsime tercih edemeyeceğim.” diyen adam şimdi şehit olmuş, Cennet’te reftâre yürümektedir.
َ وَ فِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَفِسُ ون
“İşte insanlar, yapacaklarsa bunun gibi bir neticeyi elde etmek için yarış yapsınlar.” Resûl-i Ekrem’den sonra yıllar geçiyor… Yine yaşlı bir adam… Koltuk değneklerine dayana dayana zor yürümektedir. Bu zat, Medine sokaklarında yankılanan cihat çağrısını duyunca heyecanlanır. “Ben de cihada iştirak etmek istiyorum.” der. Oğulları ve torunları etrafını sararlar: “A be babacığım! A be dedeciğim! Sen Resûl-i Ekrem’i gençken idrak ettin. Delikanlıyken O’nun önünde koştun. Bedir’de savaştın, Uhud’da bulundun. Hendek’te O’nunla beraberdin. Ebû Bekir devri oldu, Ömer devri oldu, Osman devri oldu, Ali devri oldu, kılıcını kınına koymadın. Hayatının kırk elli senesi harp meydanlarında, düşman karşısında geçti. Bundan sonra sen otur da savaşa biz gidelim.” derler. Yaşlı adam cevap verir: “A be evladım! Cennet’ten başka bir şey olsaydı sizi dinlerdim. Ama önümde Cennet var. Resûl-i Ekrem, İstanbul’a giden orduya, “Ne güzel ordudur!” demişti. O ordunun neferi olmama mâni olmayın.”
َوَ فِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَفِسُ ون
Yaşlı adam, rıza-i ilahî istikametinde o zamanın şartlarına göre müsabaka yapmakta, kıyasıya yarışmaktadır. Âdeta Cennet’e doğru gerilen bir yay, atılan bir ok hâlindedir.
ٰ
ٰ