larını Allah Resûlü’ne anlatıp haklarında bir hüküm vermesini, hakemlik yapmasını istiyorlar. Delikanlılar, babalarından evvel huzur-u Risaletpenahîye koşuyorlar ve diyorlar ki, “Ya Resûlallah! Bu, bizim babamızdır. Bunu tanırsın. Yaşlıdır. Hayata ait vazifelerini yapmıştır. Nura ermiştir. Kurtarıcısını bulmuştur. Bundan sonra bunun cihada gitmesi düşünülmemelidir. Bunun için cihat bahis mevzuu olmamalıdır. Müsaade ederseniz biz gidelim, o evde kalsın. Cihatta ölüm mukadderdir. Evde aile efradına bakacak, onlara nezaret edecek birinin kalması lazım…” Delikanlıların iştiyak içinde, heyecan ve helecan içinde Efendimiz’e ulaştırdıkları şey budur.Seke seke Resûl-i Ekrem’in yanına yaklaşan, O’nu geç tanımış, fakat çok iyi tanımış yaşlı baba Amr b. Cemûh (radıyallahu anh), Resûl-i Ekrem’e yaklaşıyor ve ağlamaklı bir şekilde şöyle diyor: “Ya Resûlallah! Şu çocuklarımın hâline bak! Bırakmıyorlar ki beni Allah yolunda cihat edeyim. Bırakmıyorlar ki şu eğri bacaklarımla Cennet’te doğrulmuş olarak gezme şerefini kazanayım.”Resûl-i Ekrem, bu gönülden arzunun önüne geçmek istemiyor. Evlatlarına işaret buyuruyor: “Bırakınız, babanız savaşa iştirak etsin!” Gidilecek savaş gayet çetindir. Orada nice gençler doğranmış, nice babayiğitler toprağa düşmüştür. Amr b. Cemûh da bu çetin savaşa hem de ön saflarda iştirak eder. Müslüman saflarının dağılmaya başladığı zamanlarda bile sebat eder, geri adım atmaz. Savaşın sonlarına doğru da şehit olur. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) olup bitenlerden zâhiren haberi yoktur; ancak Resûlullah biraz sonra gözlerini meçhul bir ufka diker, etrafındaki ashâbına şöyle der: “Ben şu dakikada Amr b. Cemûh’u, bacağı düzelmiş bir şekilde Cennet’te yürürken görüyorum.”27
Dipnotlar
- İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, 3/705.