Ne zaman sonra Ebû Bekir Sıddîk’i görürüz…Mekke fethine kadar karı-buzu çözülmeyen bir babası vardı, Ebû Kuhâfe…
Ebû Kuhâfe ancak, ً وَ رَاَيْتَ النَّاسَ يَدْ خُلُونَ ف۪ى د۪ ينِ اهللِ اَفْوَ اجا“İnsanların fevc fevc Allah’ın dinine girdiklerini görürsün.”
(Nasr Sûresi, 110/2) sırrı zuhur ettiği zaman Müslüman oldu. Kitle ruh hâleti meydana gelip Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkaniyeti ictimaî hayatta dahi kendisini gösterdikten sonra İslamiyet’e girdi. Hâdise şöyle cereyan etmişti:Talihli evlat Hazreti Ebû Bekir, âmâ babasının elinden tutmuş, huzur-u Risalet-penahiye getirmişti. Resûl-i Ekrem’in önüne babasını oturttu. “Babam size biat etmeye geldi yâ Resûlallah!” dedi ve ardından hıçkırıklarını tutamadı.Resûl-i Ekrem, “Ebâ Bekir! Niçin ağlıyorsun; sevinmeli değil misin? Baban, ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullah’ dedi.” buyurdu. Ebû Bekir’in cevabı etkileyici idi: “Ya Resûlallah! Ben, babamın yerinde amcan Ebû Tâlib’in olmasını çok arzu ederdim. Babam Müslüman oldu ama 40 sene sana ve Müslümanlara kol kanat geren Ebû Talip o anahtar cümleyi söyleyemedi. Senin, şefaat elini uzatabileceğin hâle gelemedi. Âhiretini kurtaramadı. İşte ben bunun için ağlıyorum.” Amcasını hatırlayan Resûl-i Ekrem bu sözleri duyunca hüzünlenmiş ve O da hıçkırıklarını tutamamıştı. Mümin için haşre inanma her şeydir. Öldükten sonra dirilmeye inanma her şeydir.Muhterem Müslümanlar!Henüz dünya hayatındayken toplum olarak ‘öldüğümüz’, sahip olduğumuz o İslamî ruh ve manayı kaybettiğimiz zamanlar vardır. Müslümanlar olarak ilim ve fikir planında ‘mezara girdiğimiz’ dönemler olmuştur. İşte bu alanlarda dahi yeniden