illallah Muhammedun Resûlullah’ deyiver. Deyiver de âhirette sana şefaat edebileyim.” Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlüllah, bir anahtardır. Kilitleri açan bir anahtar. Söylediğin zaman benim kollarım açılıverecek ve arkadan seni tutacağım. Ama bunu demezsen kollarım bağlıdır; sana yardım edemem.Ey insan! Nefsini Allah’tan satın alacak, kurtaracaksın… Bu satın almanın bedeli ise “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah”tır.” Resûl-i Ekrem ısrar ediyordu. O ise O’nun yüzüne bakıyor ve “Oğlum haklısın!” diyordu. Ama ‘Haklısın’ sözü kâfi değildi.Ebû Cehil ve emsali küfrün önderleri, Ebû Talip’in başında, “Babanın, dedenin dininden dönmek mi istiyorsun?” diyerek şeytanlıklarını icra ediyorlardı. Kaderin garip cilvesi, Ebû Talip’in son sözleri şu oldu: “Ene alâ dîni Abdi’l-Muttalib” (Ben, İslam dini üzere değil Abdülmuttalip’in dini üzerine ölüyorum).24
Resûl-i Ekrem, amcasının yanından mahzun kalkıyordu. Çünkü davası bu idi. 40 sene boyunca kendisine iyilik yapmış insanın uhrevî saadetine vesile olmak, âhirette ona şefaat etmek istiyordu. Mahzundu Resûl-i Ekrem… Ona en büyük hediyeyi verememişti…Elinden tutup onu iç huzuruna, hidayet ufkuna kavuşturamamıştı. Son vazifesini yapacaktı; ama Ebû Talip yaşadığı gibi ölüyordu.Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz.Nebiler Nebisi’nin, o Zât-ı Mualla’nın mübarek hanesi içinde ölseniz dahi, demeniz gerekeni demedikten sonra kurtulamazsınız. Onun için mahzundu.
Dipnotlar
- Buhârî, tefsîru sûre (9) 16, (28) 1, eymân 19; Müslim, îmân 41.