İçeriğe geç

En tatlı hülyaların petekleştiği bu mübarek evlerin en mutena bir köşesinde, şanlı geçmişimizi bütün mânâ ve muhtevasıyla temsil eden anneler-babalar, dedeler-nineler bu umumî sessizliğe denk sükûtlarıyla hep birer vakar ve mehabet âbidesi gibi görünür ve bizlere o kadar tesir ederlerdi ki; başkalarını bilmem, ben onları, gökler ötesi âlemlerde edep ve erkân öğrendikten sonra, gelip aramıza katılmış ruhanîler gibi hatta onlardan da öte görürdüm. Onlar, daima içimizden uhrevi âlemleri hatırlatan birer mânâ ve melekûtun rikkatli birer gölgeleri gibiydiler.

Onların oturuş ve kalkışlarına, düşünce ve davranışlarına, aşk u şevk ve ibadet anlayışlarına; hele Hak karşısında el pençe divan durup tir tir titreyişlerine bakıp da ürpermemek mümkün değildi.

Evet, onların, bu derinlerden derin âlemlerinden sık sık esip gelen ve ruhlarımızı dolduran sırlı bir mûsıkî, bazen günlerce, haftalarca tesirini devam ettirir ve bizleri hep kendiyle meşgul ederdi.

Günde birkaç defa, çok ciddi bir merasime hazırlanıyor gibi onların o yürekten abdest alışları; sonra da mahşere, hesaba koşuyor gibi namaza gidişleri.. o esnada sık sık duyulan âh u enînleri ve sızlanışları, bizlerde öyle bir haz ve lezzet, öyle derin bir halâvet ve rikkat hasıl ederdi ki; aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, onların ruhlarının, ruhlarımıza fısıldadığı o mahrem beyan ve o sözsüz talâkatın tesiri hâlâ kendini hissettirmektedir.

42