İçeriğe geç
25. Bölüm

Tahrip Edilen Tabiat

Tabiat baştan başa bir harikalar meşheridir; ama biz ona “meşher” demektense, “kitap” demeyi daha uygun buluruz. Zira, onu bir kitap gibi duyar, bir kitap gibi okur ve bir kitabın rengârenk, canlı, yaldızlı nakışlarını temâşâ ediyor gibi hayran hayran seyrederiz. Onu, her sabah yeniden boyanmış, süslenmiş o göz kamaştırıcı endamıyla, bir ruh, bir hayat kaynağı olarak karşımıza dikilmiş görür ve kendimizden geçeriz.

Hele bir zamanlar bu meşher ve bu kitap, rüyalara sığmayacak kadar baş döndürücü, hülyaları avlamak için kurulmuş tıpkı bir tuzak; yelkenlerini aşk ve muhabbet iklimine açmış muhteşem bir gemi ve ışıktan parmaklarıyla öteleri gösteren bin bir kandilli bir avize gibiydi. Zümrütten tepeleri, üfül üfül vadileri, içinde binler-yüz binler canlının oynaştığı, kaynaştığı ormanları, Cennet bahçelerini hatırlatan bağları, bostanları; cıvıl cıvıl kuşları, çığlık çığlık böcekleri, gökten akıp gelen rahmet ve bereketi, bu rahmet ve berekete karşı, yeryüzünde temiz sinelerden fışkırıp semalara doğru yükselen hamd ü senâlarıyla uhrevî âlemin bir kıyısını teşkil ediyordu…

Evet, tabiatı bu şekilde duyan, hisseden gönüller, Kudret Eli’nin onun bağrından fışkırttığı ses, nağme, tat, koku ve güzelliklerin tiryakisi gibi, onları görmeden, tatmadan, onlarla söyleşip konuşmadan edemezlerdi. Edemezlerdi, zira onlarla öyle hemhâl olmuşlardı ki; nasıl nefis bir yiyecek ve içecek karşısında tükürük bezlerimiz harekete geçer; nasıl ney’i görünce, gayri ihtiyari bir şeyler mırıldanırız… Öyle de, onun mütalâasıyla sermest bu temiz ruhlar, ona her bakışta, ötelere ait farklı şeyler hisseder, farklı şeyler duyar ve hep ürperirlerdi.

117