Mâbedden Taşan Mânâ
Mâbed, insan ruhuna seslenen müphem bir lisan, gönülleri kendine çeken büyüleyici bir beyan ve sessiz duruşu içinde, Yüce Hakikat adına her dille bir şeyler anlatan bir sırlı tercümandır.
İnsan, mâbedde, bugünü dünle, dünü sonsuzla iç içe duyar.. mâbed, ibadet düşüncesi, ibadetin kaynağı ve ibadetin mânâsıyla dopdolu bir deryada yüzüyor gibi olur. Bir de mâbedin bu talâkatlı beyanına üstad, kudretli ve mahir bir ses refakat ederse, zevk tarif edilmez doruğa ulaşır ve gönüllerde inanılmaz bir tesir bırakır.
Evet, mâbedin sessiz, temkinli, vakûr, bin bir ima ve işaretlerle mırıldandığı mânâ; lisanını gönlünün emrine vermiş, gırtlağını akort edebilmiş mahir bir okuyucunun ruhundan yükselen ilâhî nağmelerle birleşip yağmur gibi duygularımızın üzerine dökülmeye başladığı, akıp ruhumuzu doldurduğu zaman kendimizi bahara uyanmış güller, çiçekler gibi taptaze hisseder ve iliklerimize kadar var olmanın zevkini duyarız.
Sanki mâbedin dışında varlığa karşı susan ve gönül dünyası itibarıyla varlık ötesine kapanan bizler, mâbedi, ruhlarımızın derinliklerinde saklı bulunan duygu ve düşüncelerimizi bedenin karanlık mahbesinden kurtararak, göklere duyuracak bir müezzin, bir hatip gibi bulur ve onun sesin sessizliğe, sessizliğin sese karıştığı mübarek hariminde başımızın sonsuzluğa ulaştığını hissederiz.