İçeriğe geç
1. Bölüm

Zamanın Altın Dilimi

Öteden beri hemen herkes, içinde bulunduğu zamandan şikâyet etmiş ve daha iyi günlerin özlemiyle inlemiş durmuştur. Cismaniyet ve bedenî hazları itibarıyla kendini bohemliğe salmış, “Geçmiş-gelecek masal hep, eğlenmeye bak ömrünü berbat etme.” diyen bir kısım bön kimseler istisna edilecek olursa, çoğu kimse ya geçmişe vurgun veya geleceğe tutkundur. Umumiyet itibarıyla genç ve serâzât gönüller daha ziyade hülyalarında kurdukları bir gelecekte, yaşını başını almış dünün olgun insanları da hep geçmişte yaşarlar.

Aslında geçmişin ayrı bir mânâsı, geleceğin ayrı bir kıymeti, hâlin de ayrı bir değer ve ifadesi vardır. Zamanı, en kıymetli dilimi itibarıyla hayallerimizde kurduğumuz geleceğin sırça saraylarında veya geçmişin semavileşen parlak sahifeleri arasında aradığımız sürece, onun, mutlak değerlendirilmesi gerekli olan altın dilimini görmezlikten gelmiş; düne ve yarına göz yumup, sadece bugünle bütünleşip, bugünle teselli olduğumuz zaman da çok önemli iki hayatî menbaı kaybetmiş oluruz.

Geçmiş, hem bugünümüze hem de yarınlarımıza kaynak olabilecek bereketli bir menba bugün de, geleceğin fide ve fidanlarını yetiştiren mübarek bir meşcerelik ve millî bir sermaye iken, maziyi romantik duygu ve düşüncelere açılmış bir arşiv gibi görüp değerlendirmek, bugünü de serâzâd gönüllerin şehrayin zamanı sayıp hezeyanlar içinde geçirmek, kazanmak kuşağında kaybetmekten başka bir şey değildir.

1