ruhanîleri ruhlar âleminden yollayıp insan suretinde gösteren.. hatta vefat etmiş evliyanın çoğunun ruhlarını misalî cesetleriyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl’in hikmetinden uzak değildir… Belki onun hikmeti öyle gerektirdiği için vaat etmiş ve vaat ettiği için elbette gönderecektir.
Hazreti İsa (aleyhisselam) geldiği vakit, herkesin onun hakiki İsa olduğunu bilmesi şart değildir. Çok yakınları ve havas tabakada olan zâtlar onu iman nuruyla tanıyacak, herkes açıkça bilmeyecektir.
Soru: Rivayetlerde şöyle nakledilmiş: “Deccalın bir yalancı cen-
neti olacak, kendine tâbi olanları ona koyacak. Hem yalancı bir cehennemi olacak, ona uymayanları içine atacak. Hatta kendi bineğinin de bir kulağını cennet gibi, bir kulağını da cehennem gibi yapacaktır. Bedeninin büyüklüğü bu kadardır, şu kadardır…” Bu tariflerin hikmeti nedir?
Cevap: Deccalın şahsı görünüşte insan gibidir. Mağrur, firavunlaşmış, Allah’ı unutmuş olduğundan; şeklen ve zorbaca hâkimiyetine ulûhiyet namını vermiş ahmak bir şeytan ve aldatıcı bir insandır. Fakat şahs-ı manevîsi olan müthiş dinsizlik cereyanı pek büyüktür. Deccala ait rivayetlerdeki müthiş tasvirler buna işaret eder. Bir vakit Japonya’nın başkumandanı, bir ayağı Pasifik’te diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Arthur kalesinde olduğu halde tasvir edilmişti. O küçük Japon kumandanının bu resmiyle ordusunun şahs-ı manevîsi gösterilmişti.
Deccalın yalancı cenneti ise medeniyetin cazibeli haram zevkleri ve fantezileridir. Bineği tren gibi bir vasıtadır; bir başında kazan dairesi bulunur ve Deccal kendine uymayanları bazen ateşe atar. O bineğin bir kulağı, yani diğer başı ise cennet gibi döşenmiştir, kendine tâbi olanları oraya oturtur. Zaten haram zevklere düşkün ve gaddar medeniyetin mühim bir bineği olan tren, sefahat içindekiler ve ehl-i dünya için yalancı bir cennet getirir. Biçare dindarlara ve Müslümanlara ise medeniyet elinde cehennem zebanisi gibi tehlike getirir, onları esarete ve sefalete atar.
Dipnotlar
- Bkz. Buhârî, enbiyâ 3; Müslim, fiten 104, 109; İbni Mâce, fiten 36; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 5/383.
- Bkz. İbni Ebî Şeybe, el-Musannef 7/496; et-Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr 11/313; ed-Deylemî, el-Müsned 2/237; Nuaym İbni Hammâd, el-Fiten 2/543.