büyüklük taslayan zalimlere galip gelir ve küçücük bir çekirdek koca bir ağacı içinde barındırır.
Bütün eşya bir tek Zât’a verildiği takdirde, yaratmak o Zât’ın her şeyi mutlak yokluktan var etmesi anlamına gelmez. Bir tek Zât’ın eşyayı var etmesi, tıpkı cama akseden görüntünün kolayca fotoğraf kâğıdına aktarılarak ona maddî bir varlık verilmesi veya görünmez bir mürekkeple yazılmış bir yazının, gizli yazıları ortaya çıkaran bir madde sayesinde görünür hale getirilmesi gibi ilimde gizli olanı varlık katına çıkarmak anlamını taşır.
Eşyanın sebeplere ve birçok ortağa verilmesi, mutlak yokluktan var etmeyi gerektirir. Bu durum, imkânsız olmasa da son derece zordur. Öyleyse bir Yaratıcının varlığını kabul etmekte vücûb derecesine varan bir kolaylık, çok sayıda yaratıcının var olduğunu kabul etmekte ise imkânsızlık derecesine varan bir zorluk bulunur.
Vahdetteki hikmetle, bir varlığı zamansız ve maddesiz mutlak yokluktan var etmek mümkün olur ki, o varlığın zerreleri hiçbir karışıklık ve zorluk olmadan “ilmî bir kalıba” dökülür.
Şirkteki ve çokluktaki yoktan var etme iddiasının ise mümkün olmadığında, aklı başında herkes birleşir. Çünkü bir canlının var olması için yeryüzüne yayılmış zerrelerin ve elementlerin bir araya gelmesi gerekir. Ayrıca, ilmî bir kalıbın var olmayışı sebebiyle, o canlının cismindeki zerrelerin korunması için her zerrede sınırsız bir ilim ve sonsuz bir irade bulunması gerekecektir. Bununla beraber, ortaklara hiç ihtiyaç bulunmadığı ve varlıkları da imkânsız olduğu halde, onların varlıklarını iddia etmek mânâsız, delilsiz ve boştur. Varlıklarda böyle bir şeye ne bir emare ne de bir işaret vardır. Zira göklerin ve yerin yaratılışı, zorunlu olarak, sonsuz, mükemmel bir kudreti gerektirir. Dolayısıyla ortaklara da hiç ihtiyaç yoktur. Eğer bunun aksi farz edilse –hiçbir zorunluluk yokken, hatta zorunluluk bunun tam aksi iken– sınırsız ve gayet mükemmel bir kudreti, sınırsız olduğu halde, sınırlı başka bir kuvvetle sınırlandırmak gerekir ki, bu, beş yönden imkânsızdır. İşte, ortakların varlığı aynen bunun gibi imkân dışıdır ve varlıkta hiçbir
Dipnotlar
- Nemrut’un hakkından bir sineğin geldiğine dair bkz. İbni Kesîr, el-Bidâye 1/140-141.
- “İlmî kalıp” ile ilgili bkz. Sözler, 26. Söz, 3. Bahis, Mukaddime; Lem’alar, 30. Lem’a, 4. Nükte, 4. İşaret, 2. Nokta.