gibi, şu insanın cismine ve uzuvlarına, hücre ve zerrelerine de öylece birer birlik damgası vurmuştur.
Şimdi O’nun muntazam ve mükemmel eserlerine şöyle bir bak: Nasıl gün gibi aşikâr, sınırsız bir cömertlikle beraber eşsiz bir düzen; baş döndüren bir hızla beraber mükemmel bir uyum; fevkalâde bir kolaylıkla beraber muhteşem bir sanat; her tarafa yayılmış bollukla beraber benzersiz bir güzellik; birbirinden alabildiğine uzaklıkla beraber olağanüstü birlik; karmakarışıklıkla beraber birbirinden son derece ayrılık ve farklılık; çok pahalı olmakla beraber fevkalâde ucuzluk olduğunu göreceksin!..
İşte bu görünen hal, sürekli hakikatin peşinde koşan akıl sahibi bir kimse için bir şahit olduğu gibi, ahmak bir münafığı da bütün bunların sonsuz ilim ve sınırsız kudret sahibi Cenâb-ı Hakk’ın sanatı olduğunu ve O’nun birliğini kabul etmeye mecbur bırakır.
Vahdette fevkalâde bir kolaylık, Allah’a ortak koşmada ise içinden çıkılması imkânsız bir zorluk vardır:
Eğer bütün eşya tek bir Zât’a verilirse, kâinatı yoktan var etmek bir hurma fidanını yaratmak kadar, bir hurma fidanını var etmek de bir meyve kadar kolay olur. Eşya birçok varlığa isnat edildiğinde ise meyveyi ağaç kadar, ağacı ise kâinat kadar zorlaştıran bir imkânsızlık ortaya çıkar. Zira bir tek Zât, pek çok şey için bir tek neticeyi ve vaziyeti, bir tek fiil ile külfetsiz bir şekilde ve bizzat uğraşmadan elde eder. Eğer bu netice ve vaziyet birçok varlığa havale edilse, ona ancak büyük bir zorlukla, bizzat uğraşarak ve mücadeleyle ulaşılabilir: Bir subayın vazifesini erlere, ustanın vazifesini binanın taşlarına, yerkürenin hareketini gezegenlere, fıskiyenin vazifesini su damlalarına, daire merkezinin vazifesini o dairenin çevresindeki noktalara bırakmak gibi...
Vahdette, yani birlikte, bağlanma sırrıyla, sınırsız bir kudret bulunur. Bu şekilde, bir sebep bütün kuvvet kaynaklarını tek başına yüklenmek zorunda kalmaz; bir eser, kendisine isnat edilen Zât’a göre değer kazanır ve büyük işler görebilir. Şirkte ise her bir sebep, kendi kuvvet kaynaklarını tek başına taşımaya mecburdur; bu yüzden eseri de kendi cirmi kadar küçük olur. İşte bundan dolayı bir karınca veya bir sinek,