Soru: Bu gibi ayetlerden anlaşılıyor ki, basit ve bazen şahsî bir gaybî hadiseyi de haber almak için çok uzak bir mesafede olan semâvât memleketine casus şeytanların sokulması mümkündür. O çok geniş memleketin her tarafında o küçük hadiseden bahsediliyormuş gibi, hangi şeytan olsa, nereye sokulsa o haberi yarım yamalak işiteceğini, getireceğini akıl ve hikmet kabul etmiyor.
Hem ayetin kesin hükmüyle, göklerin üzerinde bulunan cennetin meyvelerini bazı peygamberler ve keramet sahibi zâtlar, yakın bir yerden alır gibi alıyormuş, bazen de cenneti yakından seyrediyorlarmış. Bu, sonsuz uzaklık ve yakınlık ile ilgili bir meseledir ki, bu asrın insanlarının aklına sığmaz.
Yine basit bir şahsın küçük bir halinin, küllî ve geniş gökler âlemindeki Mele-i Âlâ’nın bahis konusu olması, kâinatın idare edilişindeki hikmete uygun düşmüyor. Halbuki bu üç mesele de İslam’ın hakikatlerinden sayılıyor.
Cevap:
Birinci olarak: وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ ayetinin ifade ettiği, şeytanın casuslarının yıldızlar vasıtasıyla göklerden kovulması On Beşinci Söz’de yedi “basamak” içinde yedi kesin delille öyle bir şekilde ispatlanmıştır ki, en inatçı maddecileri bile ikna eder, susturur ve onlara bu hakikati kabul ettirir.
İkincisi: Akla uzak sanılan bu üç İslam hakikatini, dar zihinlere yaklaştırmak için onlara iki temsille işaret edeceğiz. Mesela, bir hükümetin askeriye dairesi memleketin doğusunda, adliyesi batısında, eğitim dairesi kuzeyde, ilmiye dairesi güneyde ve mülkiyesi de ortada bulunsun. Telsiz, telefon ve telgraf vasıtasıyla her daire alâkadar olduğu vazifeleri gayet düzenli bir şekilde görse, birbirinden haber alsa; o zaman âdeta bütün memleket hem adliye, hem askeriye, hem mülkiye hem de ilmiye dairesi gibi olur.
Dipnotlar
- Hazreti Meryem’in mabette bulunurken yanında sürekli yiyecek olması bu türden bir keramettir. Bkz. Âl-i İmran sûresi, 3/37.
- Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) cenneti temaşasıyla ilgili rivayetleri için bkz. Buhârî, küsûf 9; Müslim, salât 112, küsûf 17; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 1/358, 2/168, 223.
- “Gerçek şu ki, yere en yakın olan göğü lambalarla donattık ve onlardan bir kısmını şeytanlara atılan mermiler yaptık.” (Mülk sûresi, 67/5).