İçeriğe geç

قُلِ اللّٰهُۙ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ

مَا لِلتُّرَابِ وَلِرَبِّ الْأَرْبَابِ

سُبْحَانَ مَنْ تَقَدَّسَ عَنِ الْأَشْبَاهِ ذَاتُهُ وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْأَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَ عَلَى رُبُوبِيَّتِه۪ اٰيَاتُهُ جَلَّ جَلَالُهُ وَلَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ

Said Nursî

Bir Soruya Cevap

Mustafa Sabri ile Musa Bekûf’un fikirlerini kıyaslamaya vaktim müsait değil. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki: Biri bir hususta, diğeri de ters yönde aşırıya gidiyor. Mustafa Sabri gerçi müdafaasında Musa Bekûf’a nispeten haklıdır, fakat Muhyiddin İbn-i Arabî gibi İslamî ilimlerin mucizesi olan bir zâtı kıymetsiz göstermekte haksızdır.

Evet, Muhyiddin, hidayet ehli ve makbul bir zâttır. Fakat her kitabında hidayete ulaştıran bir yol gösterici olamıyor. Hakikatlerde çok zaman ölçüsüz gittiğinden, Ehl-i Sünnet kaidelerine muhalefet ediyor. Hem bazı sözleri ilk bakışta dalâlet içeriyor; fakat kendisi dalâletten uzak ve arınmıştır. Bazen bir söz küfür görünür, fakat sahibi kâfir olmaz. Mustafa Sabri bu noktaları dikkate almamış, Ehl-i Sünnet kaidelerine çok sıkı bağlılığı sebebiyle bazı görüşlerinde aşırıya gitmiş.

Musa Bekûf ise reforma çok taraftar ve modernistliğe uyumlu fikirleriyle çok yanlış bir yolda gidiyor. Bazı İslam hakikatlerini yanlış tevillerle tahrif ediyor. Ebu’l-Alâ-yı Maarrî gibi reddedilmiş bir adamı muhakkiklerin üstünde tuttuğundan ve kendi fikirlerine uygun gelen, Muhyiddin İbn-i Arabî’nin Ehl-i Sünnet’e muhalif meselelerine çok taraftar olduğundan, diğer yönde haddi aşıyor.

قاَلَ مُحْيِي الدِّينِ: تَحْرُمُ مُطَالَعَةُ كُتُبِنَا عَلَى مَنْ لَيْسَ مِنَّا

375