üstünlük sağlar. Fakat وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ sırrıyla, اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلَا يُعْلٰى عَلَيْهِ düsturuyla, bu geçici üstünlükleri menfaat bakımından onlar için kıymetsiz olmakla beraber, kendilerinin cehenneme müstahak hale gelmesine yol açar, hak yolundakilerin ise cenneti kazanmasını sağlar.
İşte dalâlet yolunda iktidarsızlar muktedir göründüğü ve kıymetsiz insanlar şöhret kazandığı içindir ki, kendini beğenmiş, şöhret düşkünü, riyakâr kimseler az bir gayretle iktidarlarını göstermek, etraflarına korku ve zarar vererek bir mevki kazanmak gayesiyle hak ehline zıt bir tavır takınırlar. Böylece görünmeyi ve dikkat nazarlarının kendilerine yönelmesini arzu ederler. İktidar ve kudretle değil, terk ve ataletle sebebiyet verdikleri tahribat onlara dayandırılıp kendilerinden bahsedilsin isterler. İşte böyle şöhret divanelerinden biri, herkes ondan bahsetsin diye bir mescidi pisletmiş. Hatta ondan lânetle bahsedilmiş de şöhret damarı o adama bu lânetli şöhreti hoş göstermiş diye bir darbımesel vardır.
Ey bekâ âlemi için yaratılan fakat fâni âleme düşkün biçare insan! فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمٓاءُ وَالْأَرْضُ ayetinin sırrına dikkat et, kulak ver! Bak ne diyor! Açık mânâsıyla buyuruyor ki: “Dalâlet ehli öldüğünde insan ile alâkadar olan gökler ve yeryüzü, onların cenazelerine ağlamaz, yani onların ölmesinden memnun olur.” İşarî mânâsıyla diyor ki: “Hidayet yolundakiler ölünce gök ve yer, onların cenazelerine ağlar, dünyadan ayrılmalarını istemez.” Çünkü müminlerle bütün kâinat alâkadardır, onlardan memnundur. Zira müminler, iman ile Âlemin Yaratıcısını bildikleri için kâinatın kıymetini takdir edip ona hürmet ve sevgi gösterirler. Dalâlet yolundakiler gibi kâinatı hor görüp ona örtük bir düşmanlık beslemezler.
Ey insan, düşün! İster istemez öleceksin. Eğer nefsine ve şeytana uyduysan komşuların, belki akrabaların senin şerrinden kurtuldukları
Dipnotlar
- “Güzel âkıbet, elbette takva sahiplerinindir.” (A’râf sûresi, 7/128).
- “Hak yücedir ve ona üstün gelinmez.” Bkz. Buhârî, cenâiz 79; et-Taberânî, el- Mu’cemü’l-Evsat 6/128 ve el-Mu’cemü’s-sağîr 2/155; ed-Dârakutnî, es-Sünen 3/252; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6/205.
- “(Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden) perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de.” (Duhân sûresi, 44/29).