İçeriğe geç

İkinci kısım ise amellere ve teferruata ait olmayıp inanç ve fikirle ilgili bir hükümdür. Yalnızca imanın inkârı değil, aynı zamanda imanın tam zıddına bir yol açmaktır. Bu ise bâtılı kabuldür, hakkın aksini ispattır. Bu kısım, imanın yalnız inkârı ve hükümsüz kılınması değil, onun zıddıdır. Kabulün yokluğu değildir ki kolay olsun, aksine, yokluğun kabulüdür. Ancak yokluğu ispatlamakla kabul edilebilir. اَلْعَدَمُ لا يُثْبَتُ kaidesince, yokluğun ispatı elbette kolay değildir.

İşte başka risalelerde imkânsızlık derecesinde zor ve zahmetli gösterilen küfür ve dalâlet bu kısımdır. Zerre kadar şuuru bulunanın bu yolun yolcusu olmaması gerekir. Hem bu yolun, Risale-i Nur’da açıkça ispat edildiği gibi, o kadar dehşetli elemleri ve boğucu karanlıkları var ki, zerre kadar aklı olan, o yola girmek istemez.

Soru: Nasıl oluyor da çoğu insan bu kadar elemli, karanlık ve zahmetli bir yolu tercih ediyor?

Cevap: İçine düşmüş bulunuyor, çıkamıyorlar. İnsandaki süflî duygular âkıbeti görmediği, düşünemediği ve insanın latifelerine üstün geldiği için o karanlık yoldan çıkmak istemiyor ve hazır, geçici bir lezzetle teselli buluyor.

Soru: Dalâlette öyle dehşetli bir elem ve korku var ki, kâfirin değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması gerekir. Belki o elemin altında ezilmeli ve o korkudan ödü patlamalı… İnsanlığı itibarıyla sayısız şeye tutkun ve hayata âşık olduğu halde, küfür vasıtasıyla ölümünü ebedî bir yokluk ve sonsuz bir ayrılık şeklinde gören; varlıkların yok olup gitmesini, dostlarının vefatını ve bütün sevdiklerinin ebedî bir yoklukla kendisinden ayrılmasını daima gözü önünde seyreden insan nasıl yaşayabilir? Nasıl hayattan lezzet alabilir?

Cevap: Şeytanın hayret verici bir aldatmacasıyla kendini kandırır, öyle yaşar. Görünüşte bir lezzet aldığını zanneder. Böyle bir insanın mahiyetine meşhur bir temsille işaret edeceğiz. Şöyle ki:

Deve kuşuna, “Kanatların var, uç.” demişler, kanatlarını kısıp “Ben deveyim.” demiş, uçmamış, avcının tuzağına düşmüş. Avcı

124