Burada Edirne ile alâkalı Profesör Bâdi Efendi’nin el yazması tarihinde kaydettiği bir hâdiseyi anlatmak istiyorum: Sarı Selim Hazretleri Kıbrıs’ı fethettikten sonra orada bir cami yaptırmayı düşünür. Ancak bir gün rüyasında Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Selim, Edirne’mde cami yap!” buyurur, O, “Edirne mi dedi…” diye tereddüt edince, ertesi gün aynı ihtarla karşılaşır ve asıl caminin orada yapılması gerektiğini anlar. Ben, bunu her duyduğumda hep şöyle düşünmüşümdür: Eğer Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir yere “Benim” demişse, orası hep Müslümanların elinde sabit kalmıştır. Nitekim Edirne, bir dönemde Bulgarlar tarafından işgal edilip Selimiye’nin kubbesi bombalarla, toplarla delinip parçalanmışsa da, bu hasret fazla uzun sürmemiş, tekrar geri alınmıştır.
… Ve tarih içinde en büyük misyonu üstlenen İstanbul.. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun fethine, “Kostantiniye elbet bir gün fetholunacak…” sözleriyle hususî olarak işaret buyurmuş ve fethi asırlar öncesinden tebrik, teşrif ve tebcil etmiştir. Ancak nasıl ki Kâbe Sidretü’l-Müntehâ’nın bir izdüşümü ve o kıyamete kadar sürecek; gereği gibi tavaf edilmediği zaman hakikat-i Kâbe derlenip toparlanıp göç edecek.. yani yeryüzünün mânâsı kalmayınca, Allah da (celle celâluhu) yeryüzünü harap edip hakikat-i Kâbe’yi nezdine yükseltecek, aynen öyle de, Kâbe’nin de yeryüzündeki izdüşümleri, yani gölgenin gölgeleri olan bu şehirler de farklı yer ve farklı zaman dilimleri içinde ortaya çıktıkları o teşriften, o tekrimden, o tebcilden nasiplerini aldıktan sonra tarih olmuşlardır ve olacaklardır. İşte o şehirler ve işte onların bugünkü hâlleri…