İçeriğe geç

Peygamberlerden başka bütün evliyâ ve asfiyânın da Kâbe ile irtibatı vardır. Mürşitlikte en son mertebelerden birinin, Kâbe ile olan muarefe olduğu zikredilir. Bu açıdan feyzini, bereketini oradan almayan hiçbir mürşit yoktur denebilir. Ancak İmam Gazzâlî, İmam Rabbânî, Şah Veli, Mevlâna Halid, Üstad Bediüzzaman gibi kimi insanlar, daha ziyade kendi misyonları adına onunla irtibat kurmuş; kimileri de kendi ferdiyeti içinde Kâbe’ye yönelmiş, onun kendine mahsus lisanına kulak vermiş, yer yer ağlamalarına şahit olmuş, zaman zaman sevinç ve sürurunu paylaşmış; meselâ yeryüzünde Kâbe’nin azametine uygun tavafın yapılmadığı, insanların laubali olduğu bir dönemde hakikat-i Kâbe, karşısında temessül edip, “İnsanlar vefasızlaştı, Kâbe’nin kamet-i kıymetine uygun tavaf etmiyorlar artık.” dediği anda, onun bütün bütün aramızdan çıkıp gitmemesi için eteklerine tutunup yalvaran zatlardan bile bahsedilir.

Bütün bunlar, eşyanın perde arkasına nigehbân olan insanlar için ilâhî ve hususî iltifatlardır. Kim bilir belki de her tavaf edişte hakikat-i Kâbe ile teşerrüf eden dünya kadar insan vardır ama avamdan insanlar onu göremezler; zira kaba ruhlar, kaba anlayışlar, kaba mantıklar kendi kabalıkları içinde her şeyi maddede görür, maddede ararlar.. her şeyi maddede arayanlar da mânâyı göremezler.

3