İçeriğe geç

Bazı şehirler için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Meselâ Efendimiz’le birlikte Medine’ye taşınan misyon, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’dan sonra Hz. Ali (radıyallâhu anhüm) tarafından Kufe’ye taşınmıştır. Daha sonra Şam’a, oradan Bağdat’a, oradan da bir mânâda Mısır’a, Kayrevan’a taşınmış ve bu şehirler o dönemlerde çok önemli birer merkez olmuş; Endülüs’e, Afrika’ya, Anadolu’ya, Mâverâünnehir’e, Amuderya’ya açılan birer rıhtım, birer rampa vazifesi görmüşlerdir. Her ne kadar Bağdat, Abbasiler döneminde güdükleşmeye itilmiş, hakikat-i Ahmediye’nin intişarından çok, kışırda mücadelelerin, münakaşaların yapıldığı, Kur’ân mahluk mudur, değil midir tartışmalarına girildiği bir yer olmuşsa da, önemli bir misyon eda ettiği de muhakkak. İslâm orduları oradan Buhara’ya, Semerkand’a, Taşkent’e, Fergana’ya girmişlerdir. Buralara girildikten sonra belki bu şehirler hâkimiyet-i İslâmiye adına önemli bir misyon eda etmemiş, ama ilim adına eda ettikleri misyon Şam’ınkine, Bağdat’ınkine eşdeğer olmuştur. Oralarda gidip çarpan Nur-u Muhammedî, daha sonra Anadolu’ya yansımış ve biz feyzimizi, bereketimizi Mekke’den Medine’ye, oradan Şam’a, Bağdat’a, oralardan Asya steplerine varmış ve oradan dönmüş bize gelmiş olarak buluruz…

Anadolu’ya geçildikten sonra ise, bir dönemde Konya bu önemli merkeziyeti temsil etmiş; etmiş ve pâyitaht olmanın yanında Sadreddin Konevî, Mevlâna, Sultan Veled gibi devâsâ kimseleri bağrında yetiştirmiştir. Onun, artık bende bir şey kalmadı deyip vâridâtını bütünüyle kullanmasından sonra da Allah (celle celâluhu), Söğüt’ün bağrında bir tırtılı kuluçkaya yatırmış ve derken âfâk-ı âlemde, Söğüt’te, Bilecik’te, Bursa’da yetişen kelebekler uçuşmaya başlamıştır. Bir ara Trakya’ya geçilmiş ve yüz yıla yakın Edirne pâyitahtlık yapmış, böylece Allah (celle celâluhu) orayı da teşrif, tekrim ve tebcil etmiştir.

4