İçeriğe geç

Meselâ Hz. Âdem (aleyhisselâm), Kâbe’den başka Serendip’le irtibatlıdır, yine Cidde ile irtibatının olduğuna dair rivayetler vardır. Seyyidina Hz. Nuh (aleyhisselâm), tufan esnasında Kâbe’nin etrafında defaatle dönmüş ancak gelip Cudi’de ârâm eylemiştir. Yine Hz. Süleyman’ın, Hz. Davud’un Kâbe ile irtibatlarının yanında, Filistin civarında, Amelikalılar’ın hâkim olduğu yerlerde yaşamış, Hindistan, Pakistan, Bangladeş gibi yerlerde irşad vazifesi görmüşlerdir. Ve oğlu ile birlikte onu inşa etmesi yönüyle Kâbe ile irtibatı en fazla olan Hz. İbrahim’in, Kenan illeriyle de alâkası vardır. Yine kendisinden sonra gelen Hz. Yakub ve oğulları, Kâbe ile irtibatlarının yanında Yemen ve Mısır’la da münasebetleri olmuştur. Seyyidina Hz. Mesih, –Kâbe ile irtibatının yanında– Eyle’de yaşamış ve eğer doğru ise Valide-i Mükerremeleriyle birlikte daha sonraları Efes’e gelmiş ve daha başka yerleri de şereflendirmiştir.

Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelince; sanki Kâbe, o güne kadar çıkardığı insanların tümünü, esas çıkarması gerekli olanı bu zât için çıkarmış gibidir. Başka bir ifadeyle, şayet Kâbe yerin göbeği ise, esas o göbekle beslenen İnsanlığın İftihar Tablosu olmuştur. Dolayısıyla insanlık çapında böyle bir fışkırmaya beşiklik etmesi ve Efendimiz’i bağrında büyütmüş olması yönüyle de Kâbe ayrı bir değere sahiptir. Ancak Allah (celle celâluhu), O’nu da yerinde bırakmamış, ikinci vatanı olan Medine-i Münevvere’ye hicret ettirmiştir.

2