İçeriğe geç

İşte bu mülâhazadan hareketle günümüze gelerek, burada kıtmirane mülâhazalarımı arz etmek istiyorum: Bir gün gelecek biz de “Hey gidi günler!” diyeceğiz. Ne günlerdi o dupduru günler!. Herkeste sadece hizmet duygu ve düşüncesi vardı.. kimsede şöhret hissi, makam arzusu yoktu.. korkunun sözü edilmez.. câh sevdası akla gelmez.. menfaat ve çıkar mülâhazası da asla düşünülmezdi.. sadece milleti i’lâ mülâhazası vardı.. hedefte insanımıza insanlık adına âdâb u erkân öğretme düşüncesi vardı…

Evet, biz de bir gün işte bunları düşünerek ellerimizi dizlerimize vuracak, tıpkı Sıffin, Cemel, Nehrevan, Kerbela ve daha sonra aynı durumda olan insanlar gibi “Hey gidi günler!” diyeceğiz. Ben şimdilerde bir yandan, “Allah o günleri bana göstermesin.” diyor, diğer yandan da Allah Resûlü gibi tenbihte bulunuyor ve “Aman hazırlıklı olun, dünyaya meyl ü muhabbette bulunmayın!” deyip inliyorum.

İki Cihan Güneşi, bir gün Hz. Hasan Efendimiz’i kucağına alarak minbere çıkarıp halka işaret eder ve: “Benim şu yavrum, efendiler efendisidir. Allah bununla birbirine düşmüş iki İslâm cemaatinin arasını bulacak ve önemli bir sulh gerçekleştirecektir.” demek suretiyle belli bir dönemde sulhün ne kadar önem arz ettiğini gösterir. Ve o zat –elhak– “Hz. Muaviye ile savaşa gir!” denilince, Müslüman kanı dökülmesin diye hilâfetten feragat edip “Varsın o olsun.” diyerek Müslüman kanının dökülmesine meydan vermez. Evet, günü gelince Hz. Hasan, elinin tersiyle makamı, mansıbı, pâyeyi itmiş ve pek çok mü’min kanının dökülmesine meydan vermemiştir. Allah Resûlü daha o günlerde gelecek bu tehlikeli günler adına, “Aman birbirinize düşmeyin, birbirinize girmeyin, kılıcınızı kırın, sadece dine sahip çıkın, hakkın yanında olun ve hakkın hatırını âli tutun.” diyerek hep tahşidat yapmıştır.

6