Günümüzdeki genel temayüller de bu istikamettedir. Yani şimdilerde Karl Marks’tan ziyade bir İbn Halduncu tarih felsefesi daha çok hüsnü kabul görmekte ve daha fazla alâka uyarmaktadır. Bu açıdan bu türlü içtimaî prensiplere ve özellikle geçmişte yaşanan hâdiselerin mantığına dayanarak bazı şeyler söylenebilir. Şahsen ben de bu türlü hususlarda fikir beyan ederken, sesim, soluğum pürüzsüz çıkar ve tereddüt etmeden konuşurum. Çünkü Allah Resûlü’nün sözlerine dayanıyorum. O’nun terbiye ettiği cemaat, dünya kendilerine güldüğünde, makam ve mansıptan ötürü birbirlerine düşmüşlerse; korku onların bir kesiminde tesirini icra etmiş, şöhret duygusu, içtihat mülâhazası ve “Ben daha iyi idare ederim.” düşüncesi, onların bazılarının gönlünde yer bulmuşsa –bütün bu saydıklarım eğer birer günahsa, elbette ki bizim günahlarımız gibi değildir– öyle olmayan ve hiçbir zaman öyle olacak insanın bulunmayacağı dönemlerde evleviyetle o türlü hususların yaşanacağına her zaman ihtimal verilebilir.
Allah Resûlü bir hadislerinde, “Evlerinizin arasına fitnelerin yağdığını görüyorum.” buyururlar; bence bu, şu demektir: “Şunu katledecek, bunu öldüreceksiniz. Her iki cephenin de davası hak olduğu hâlde birbirinize gireceksiniz. Kan gövdeyi götürecek ve birbirinize düşeceksiniz.” Sosyoloji ilminin kurallarına göre; menfaat, makam-mansıp hissi insanları birbirine düşüren marazlardır. İslâm ümmeti arasında tâbiîn dönemine girilirken işte böyle bir fasıl yaşanmıştır. Hatta sahabenin çile çekmemiş olanları da bu kabîl hâdiselere belli ölçüde katılmışlardır.