İçeriğe geç

Bir başka açıdan, Allah Resûlü’nün sözlerine binaen, bir şey daha eklemek istiyorum: Sahabe, dünya zimamını ele geçirmiş ve bütün dünyaya hükmediyordu. O günün dünyasındaki Bizans ve Sasaniler gibi iki büyük süper gücü dize getirmiş, yeryüzünün üç büyük kıtasında at oynatıyorlardı. O dönemde değişik devletler kurulmaya başlanmış, Afrika fethedilmiş, Anadolu içlerine kadar girilmiş, Amuderya’ya ulaşılmış, Çin Seddi’ne gidilmiş.. hâsılı çok şey elde edilmiş, ancak bunların yanında önemli bir şey de kaybedilmişti; o da vahdet-i ruhiye idi. İşte bunu düşündükçe onlar geçmişi hatırlayıp kendi kendilerine, “Hey gidi günler!” diyorlardı. Ne günlerdi, keşke o günler bir daha olsa!.. Yani Mekke günleri; o günler giyecek elbise, yiyecek bir şey bulamadığımız, çarmıha gerilip aç-susuz bırakıldığımız günlerdi.. o günlerde duygular ne saf, düşünceler ne duru, büyüme, çoğalma ve hep yükselme şeridinde daima Hakk’ın rızasını araştırarak hayrı takip etme mülâhazası ne güzeldi!. Hey gidi günler!..

İşte o günler, onlara göre daha hayırlıydı. Vâkıa, yukarıda da ifade edildiği gibi bir dönemde dünya fethedilmişti, İslâm artık hâkim bir güçtü ve devletler muvazenesi adına yerini almıştı ama Allah indinde hora geçen önemli bir husus vardı ki, o hususta belli ölçüde, sahabe-i kirama göre bir kayıp yaşandığı söylenebilirdi. Tekrar ediyorum; çünkü onlar mukarrabîndi.

5