İçeriğe geç

Evet, başta sadece hisleriyle bağlanıp Müslüman olanlar, daha sonra Efendimiz’i ve O’nun sadık arkadaşlarını tanıyınca İslâm’a kuvvetli bağlarla bağlanıvermişlerdi. Bu mânâda bir kaynaşma ve gönüllerin fethedilmesine vesile olduğu için Kur’ân-ı Kerim, Hudeybiye anlaşmasına “Apaçık fetih”7 demiştir. Çünkü bu dönemdeki sulh ve beraber bulunma sayesinde gönüller İslâm’a birdenbire ısınıvermişti. Evet Müslümanların yumuşak halleri, gönüllere girmedeki samimiyetleri bütün insanları onlara çekiyordu. Osman İbn Talha, Amr İbn Âs, Halid İbn Velid gibi isimler, bu dönemde kazanılmışlardı. Zaten bir ön yargı ve şartlanmışlık söz konusu değilse, Efendimiz’i ve ashabını gören kimsenin Müslüman olmaması düşünülemezdi. Zannediyorum o şartlanmışlıktan sıyrılarak bakan herkes, Abdullah İbn Selâm gibi –ki o bir Yahudi’dir– “Vallahi bu çehrede yalan yok.”8 diyebiliyor ve hemen yer değiştiriyordu.

Netice olarak insanlarla bir arada bulunup ortak değerleri paylaşma, Allah’ın izniyle nice katı gönülleri yumuşatmış ve fethetmiştir. Bu yüzden Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), insanları ilk etapta o kudsî dairenin içine çekmeye çalışmış ve isteksiz olsalar da onların Müslüman olmalarını istemişti…

5