Aynı şekilde Hz. Hamza da, –Efendimiz’le aralarında bir yaş var veya yoktur– gelip Müslüman olduğu dönemde 45 yaşlarında bir insandır. Bir hadisin ifadesine göre 45 yaşı, hem Müslümanlık adına, hem de küfür ve dalâlet adına ilk damganın vurulduğu dönemdir. Yani belli bir yaştan sonra insan mafsallarının kireçlenip, artık rahat hareket edememesi gibi, bu yaştan sonra da bir insanın duyguda düşüncede ve ruhî yapısında değişmesi çok zordur. Onun için Cenâb-ı Hak, Hamza’ya çok önemli bir kombinezon hazırlamış ve onu kendisinde şok tesiri yapacak bir hâdisenin içine çekmiştir. Hâdise hepimizce malum; bir yerde ashab-ı kirama eziyet edilmiş, Efendimiz’in başına taş, toprak saçılmış ve hakaretin en utandırıcılığı yapılmıştı. İşte o esnada Hz. Hamza aslan avından dönmüş geliyor ve tam bir metafizik gerilim içindeydi. O, bu haliyle Mekke’ye girerken yeğenine yapılan hakaretler kulağına fısıldanıvermişti. Işığa ermeden de onun çok nezih bir ruhu vardı ve tam bir peygamber amcasıydı. Yeğenine yapılan onca hakaret, fevkalâde rikkatine dokunmuş ve hemen oracıkta Efendimiz’e taraf olduğunu ilan edivermişti.2 Dolayısıyla o, normal bir yerde otururken, “Gel amcacığım, Müslüman ol.” sözü ile değil de, kendisinde şok tesiri yapacak böyle bir hâdise ile karşı karşıya kalınca yıldırım süratiyle Müslüman oluvermişti. Demek onun bu son adımını atabilmesi için, böyle bir hâdiseye ihtiyaç vardı. Siyer felsefesi açısından bence bu mesele oldukça önemlidir.
Dipnotlar
- 2 Bkz.: İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 2/128-129; el-Hâkim, el-Müstedrek 3/213.