Siyerciler, Seyyidina Hz. Hamza’nın, Müslüman olduktan sonra yirmi dört saat tereddüt geçirdiğini nakletmektedirler.3 Her ne kadar bir şok tesiri ile işin içine girmişse de, arkada bıraktığı kırk beş yıllık bir hayatı vardır. Zaten bir insanın birdenbire o koskoca hayatı, hem de Müslümanların kâfirlere karşı koyamadıkları ve Mekke’yi bırakıp başka taraflara hicret etmek zorunda kaldıkları bir dönemde bir kenara atması bir hayli zordur ve Hz. Hamza bu zoru başarmıştır. Diğer taraftan kendisi gibi güçlü kuvvetli yüzlerce insan –ki bunlar arasında Hz. Halid, Hz. Ömer gibi güçlü isimler de vardı– sağda-solda dolaşıyor ve Müslümanlığa iltifat etmiyorlardı. Yani ortada iman adına insanın ruhunu şahlandıracak herhangi bir şey görülmüyordu. Diğer taraftan o, Kur’ân’dan çok fazla âyet dinlememiş ve amca-yeğen ilişkisinden dolayı da belli bir büyüklük psikolojisi içindeydi. Çoğu zaman, bu iki büyüklük çatışmasını içinde duyuyor ve semavî büyüklüğe karşı, “Senden mi nasihat alacağım” duygu ve düşüncesine sevk eden amca büyüklüğü altında eziliyor, presleniyordu. Böyle bir insanın muvakkaten bir tevakkuf geçirmesi gayet normaldir. Hâsılı, o da küçük bir tevakkuf yaşadı, fakat Cenâb-ı Hakk’ın inayeti yetişti ve “Sâbikûn u evvelûn” zirvesine yükseltti. Zannediyorum o zaman bu tür insan pek çoktu. Onlardan bir kısmı kazandı, bir kısmı da kaybetti. Meselâ; A’şâ onlardan biriydi. Yumuşak ve nezih ruhlu bu büyük şair, gelmiş İslâm’ı kabul etmiş, fakat Efendimiz’in yanından ayrıldıktan sonra birisinin, “Biliyor musun bu din içkiyi de yasak ediyor.” demesi üzerine, hemen bir düşüneyim demiş ayrılmış, ancak tekrar geri dönmeye ömrü vefa etmemişti.4 Oysa alışkanlığını Efendimiz’e bildirse idi belki, “Hele sen bir Müslüman ol, sonra içkiyi düşünürüz.” diyecekti. Çünkü O biliyordu ki, ertesi günü sohbetle doyacak, huzurun insibağı ile boyanacak, Allah’a kurbiyetle ayrı bir zevk-i ruhanîye ulaşacak ve kısa zamanda alışkanlığını da terk edecekti.. ve kim bilir daha niceleri aynı tâli’sizliğe dûçar oldu!..
Dipnotlar
- 3 Bkz.: el-Hâkim, el-Müstedrek 3/213.
- 4 Bkz.: el-Kurtubî, el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân 3/56.