Hâsılı; İslâm evrensel ve âlemşümul bir dindir. Herkes daha doğarken mahiyeti ile İslâm’a yönelmeye, O’nu anlayıp yaşamaya ve temsil etmeye müsait olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla bu davet, herkese açık bir davettir. Bu yüzden Cenâb-ı Hak, Hz. İbrahim’e: وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ“İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde sana (Kâbe’ye) gelsinler.”7 buyurmaktadır. Görüldüğü gibi bu davet, İslâm’ın âlemşümul derinliğine uygun olarak, sadece inananlara değil, “nâs” tabiriyle bütün insanlığa yapılmıştır. Şayet insanlar şartlanmışlıktan başlarını kaldırıp bu rehbere kulak verselerdi, bu sesi duyacak ve dünyanın dört bir yanından koşarak oraya geleceklerdi. Buna siz vicdandaki “nokta-i istinad” ve “nokta-i istimdad” nazarı ile bakıp, meseleyi Bergson’un sezgisi şeklinde anlayabilirsiniz. Çünkü vicdan yalan söylemez. Ya da acz ve zaafınızın dili ile bir Kudreti Sonsuz’a ihtiyacınız açısından bunu duyabilirsiniz. Siz, böyle bir ihtiyaç tezkeresi ile müracaata hazırlandığınızda, kulaklarınızda birdenbire bu sesin tınladığını duyacaksınız. Milyonlarca insanın bu davete icabet etmesinde bu sesin tesirinin çok büyük olduğu kanaatindeyim. Kâbe’nin bütün insanlığın kıyamı olma özelliğini de işte burada aramak gerekir.
Dipnotlar
- 7 Hac sûresi, 22/27.