İçeriğe geç

Diğer taraftan Kâbe, yeryüzünde gerçek cemaat mânâsına esas teşkil eden çok mübarek bir mekândır. Müslümanlıkta her insan, ferdî Müslümanlığı ile kendi dinini yaşar ve belli ölçüde Allah’ın rızasını kazanabilir. Ancak ferdî olarak elde edilebilecek bütün kazançlar hep kayıt ve şartla ifade edilir. Yani bir mü’min, ferdî olarak Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarına mazhar olabilir ve cennete girebilir. Fakat kâmil mânâda Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarına mazhariyet, ancak cemaatle mümkün olabilmektedir. يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْدِيهِمْ“Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.”;4“Allah’ın eli cemaatle birliktedir.” sözleri, ilâhî inayetin, hıfzın, kelâetin cemaatle birlikte olduğunu ifade eden çok önemli iki esastır. Dünyanın dört bir yanından bütün insanlar, Kâbe’ye doğru yönelirken, hep birlikte aynı noktaya yönelmiş olmanın kazandırdığı bir cemaatleşme şuurunu yaşarlar. Bu ise, çok önemlidir; Üstad bir yerde, şüphe ve tereddütlere karşı o yöne yönelmenin insanda nasıl bir duygu hâsıl ettiğini ifade sadedinde: “Nasıl ben şu anda Kâbe’ye yöneliyorum; benimle birlikte dünyanın dört bir yanından o ebedî mihraba yönelen milyonlarca insan var ve bunların içinde yüzlerce veli, asfiyâ, ebrar da var.”5 der ve bu düşüncelerin insandaki bir kısım vehimleri izale edeceğini söyler. Bunu, hakka’l-yakîn olarak bizzat yaşadığımı söyleyebilirim; şöyle ki, bir kısım vesveselerin dimağıma hücum ettiği bir anda, kendi kendime: “Senin bulunduğun şu saf, Kâbe’nin etrafında bir halka teşkil ediyor. Onun arkasında ayrı bir halka, onun arkasında ayrı bir halka.. ve bu halkalar küre-i arzın son noktasına kadar devam ediyor. Kim bilir bu safların arasında ilâhî esrara açık nice insanlar var ki sen onların eline su bile dökemezsin.” dedim ve üzerimdeki bütün o vehimlerden sıyrıldım. Evet, esas bu yönüyle de Kâbe, âdeta mânevî iplerle insanları birbirine bağlayan bir kuvvettir ve Cenâb-ı Hak onu insanlar için bir kıyam noktası kılmıştır denebilir.

4