Bilindiği gibi hac ibadeti, Müslümanlar arasında yapılan yıllık bir kongre ve bir kurultay niteliğini taşır. Bu kongrede, eda edilmesi gerekli ibadetlerin yanında, gözetilmesi gerekli olan meseleler gözetilemediğinden, yeryüzünde tam bir İslâmî heyetin oluştuğu söylenemez; söylenemez çünkü hac farîzası için dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlar, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da bir araya gelip vazifelerini yaptıkları gibi, âlem-i İslâm’ın kaderini düşünerek evrensel bir kongre akdediyor şuurunda bulunsalar bu kıyamın çok önemli esaslarından birini daha yerine getirmiş olacaklar. Bir yerde Üstad’ın da ifade ettiği gibi, namazın, orucun, zekâtın belli bir dönemde aksatılmasından dolayı, beş-altı yıl cephelerde açlığın, susuzluğun, yoksulluğun sefaletini yaşamanın6 yanında, birliğimizin çok önemli bir vesilesi sayılan haccı gerektiği gibi değerlendiremediğimizden dolayı da, dağınıklığa düşmüş ve devletler arası muvazenede bulunmamız gerekli olan konumda bulunamamışızdır. Oysa Cenâb-ı Hak, bu kudsî mekânı âdeta bütün insanlığın kıyamı için çok önemli bir esas olarak vaz’etmiştir. İmam Rabbânî’ye mensup önemli bir kutbun bu mevzudaki hususî bir tespiti vardır. Şöyle ki o zat, Kâbe’yi tavaf ederken, dünyada olan isyanlardan ötürü Kâbe’nin temessül edip yükseldiğini görür. O, kendi kendine: “Bu insanlar artık Allah’a lâyıkı ile kulluk yapmıyorlar; bu yüzden ben de mebdeime yükseliyorum.” der ve yükselmeye durur. Bu büyük zat, Kâbe’nin eteklerine yapışır ve etme eyleme diye ağlamaya başlar.. derken ilâhî atâ, kazâ’nın önüne geçer ve her şey olduğu gibi kalır. Evet, Kâbe tavafla, yani kendi hilkati ile alâkalı mânâyı bulamayınca, كُلُّ شَيْءٍ يَرْجِعُ إِلَى أَصْلِهِ“Her şey aslına döner.” fehvâsınca, kendi aslına avdet edecektir. Bu yüzden de eğer âlem-i İslâm için bir kıyam söz konusu ise, evvela Kâbe’nin kendi değer ve kendi kriterleri ile yeniden duyulmasına, hissedilmesine ve değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.127 (İlk Hayat).