İçeriğe geç

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), sema buudlu bu mektebin kapılarını, fark gözetmeksizin toplumun her kesimine ardına kadar açmıştır. Bu mektebe Bilâl-i Habeşî, Selmân-ı Fârisî ve o gün bir demirci çırağı olan –o çırağa ruhumuz feda olsun– Habbab (radıyallahu anhüm) devam etmektedir. Efendimiz, Bilâlleri, Selmânları ve Habbabları hemen her zaman toplumun en saygıdeğer insanlarıyla eşdeğerde tutmuş ve onları yanından hiç ayırmamıştır. Hatta bir kısım zengin ve soylu müşrikler, ihtimal Müslüman olma yoluna girince, “Sen bunları yanından ayır. Biz geldiğimiz zaman Seninle husûsî görüşelim.” şeklindeki tekliflerine Nebiler Serveri hiç mi hiç itibar etmemiştir. Her ne kadar bazı yazar ve vak’anüvisler, “Hz. Peygamber bu mevzuda müşriklere biraz temâyül eder gibi göründü.” türünden bazı yakıştırmaları olsa da bunun doğru olması mümkün değildir. Zira Efendimiz لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ hakikati3 ile serfirâzdır. Yani Allah, O’nun geçmişini bağışladığı gibi geleceğe ait yapacağı şeylere karşı da günah yollarını kapamıştır. Allah Resûlü, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi küfürde topluma öncülük yapan kimselerin inanmalarını ve Müslümanlığa omuz vermelerini çok arzu etmiştir ama, bunlar, bütün istidatlarını körelttiklerinden inanamamışlardır. Zâhirî esbap açısından Ebû Cehil veya Ebû Leheb’in inanması halinde bütün bir Mekke, Urve İbn Mesud’un iman etmesi halinde de bütün bir Taif halkının Müslüman olması muhtemeldi. O, bu mülâhaza ile onların iman etmeleri için farklı şeyler düşünebilirdi. Ama –kanaat-i âcizanemce– Allahu Teâlâ, O’na asla böyle bir şeyi düşünme fırsatını vermemişti. وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ“Sabah akşam seninle beraber Allah’ın hoşnutluğundan başka bir şeyi düşünmeden O’na ibadet edenleri sakın yanından kovma!”4 âyeti böyle bir fırsatın verilmeyişinin en güçlü referansıdır. Bu durum, bütün peygamberler için bahis mevzuu olsa gerek. Meselâ inkârcıların, وَمَا نَرَاكَ اتَّبَعَكَ إِلَّا الَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِ“Hem sonra senin peşinden gidenler toplumumuzun en düşük kimseleri, bu da gözler önünde!”5 demelerine karşı Hz. Nuh tutum ve davranışlarıyla alâkalı kararlılığını: وَمَۤا أَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ اٰمَنُۤوا إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَلٰكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ“Ben, o iman edenleri kovacak da değilim. Elbette onlar Rabbilerine kavuşacaklar ama ben sizin cehalet içinde yuvarlanan bir toplum olduğunuzu görüyorum.”6 sözleriyle göstermiştir.

2