Hilim, Allah Resûlü’ne Cenâb-ı Hak tarafından verilmiş sırlı bir anahtar durumundadır. O, bu anahtarla nice gönülleri açmış ve o sinelere taht kurmuştur. O’nu tanıyanlar başta kendi huşûnetlerini tamim ederek, herkesi öyle haşin kabul ettiler ve kendileri nasıl davranıyorlarsa O’nun da öyle davranacağını zannettiler. Vaktâ ki, Hudeybiye Musalahası’yla diyaloğa giden yollar açıldı ve Müslümanlarla kâfirler iç içe yaşama fırsatını buldu ve yine bu anlaşma ile, Kur’ân’la beslenen Müslümanın civânmertliğine, hilmine, silmine şahit oldular; oldu ve “Bize hâkim olurlarsa kellelerimizi alırlar, bizi öldürürler ve dünya saadetinden bizi mahrum ederler.” mülâhazasıyla kovdukları ve haklarında kötü vehimler besledikleri bu insanlarla teşrîk-i mesâi kurunca Müslümanların âdeta yeryüzünde gezen melekler olduğunu gördüler. Böylece hem Allah Resûlü’nü, hem de Müslümanları daha iyi tanıma imkânı buldular.
Hudeybiye, Müslümanlar için daha sonraki günler adına sürprizlere gebe bir fetihti. Mekke fethi ise, Hudeybiye fethinin sadece bir buuduydu. Zaten Sahabiye göre de إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا“Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik..”11 âyetindeki fetih, Hudeybiye fethidir. Bu açıdan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), küfre, ilhada, cehalete ilk darbesini Hudeybiye ile indirmiştir denilebilir. Hudeybiye’den evvel cereyan eden Bedir, Uhud ve Hendek muharebeleri, İslâm tarihi bakımından çok önemli hâdiselerdir. Ancak Hudeybiye bunlardan farklıdır. Nitekim Allah Resûlü, Hendek’i müteakip âdeta Hudeybiye’ye giden yolu görüyor gibi konuşmuş ve “Bundan sonra onlar kaçacak biz takip edeceğiz.” demiştir.
Dipnotlar
- 11 Fetih sûresi, 48/1.