Netice itibarıyla diyebiliriz ki, Hudeybiye, Allah Resûlü’nün küfre hilmiyle indirdiği büyük bir darbedir. Daha sonra da O, hep bir hilim kahramanı olarak davranmış ve istidatlı gönülleri teshir etmişti. Evet Allah Resûlü, Mekke’nin fethini müteakip şehre girerken, bir kere daha o mahviyet ve tevâzuunu sergilemiş ve bindiği merkûbun üzerindeki eğerin kaşına, mübarek alnı değecek şekilde iki büklüm bir halde bu mübarek beldeye girmişti. Bir Batılı, buradan hareketle onun hakkında şöyle der: “Hz. Muhammed, öyle bir söz bestelemiş ve seslendirmiştir ki, başladığı zaman hangi perdede başlatmışsa, bitirirken onu iki perde daha yukarıda bitirmiştir. Evet, Hz. Muhammed, bu mevzuda da beklenenin ötesinde çok önemli bir performans ortaya koyarak yine kendi rekorunu kıran bir insandır.”
Allah Resûlü, Hudeybiye’den sonra Allah tanımazlara ikinci darbeyi de Mekke fethinde vurmuştur. Bu kâfirler; “Şimdi bize ne muamele yapacaksın?” diye sorduklarında O: “Size ne yapmamı beklersiniz?” diyerek sorularına soruyla cevap vermiştir. Onlar da; Hz. Ali’den (radıyallâhu anh) öğrendikleri bir sözle onu cevaplamış ve “Sen kerim oğlu kerimsin.” demişlerdi. Bunun üzerine de o Şefkat Peygamberi “Öyleyse gidin, hür ve serbestsiniz. Size bugün kınama yoktur.”13 buyurmuştu. Bu söz, Hz. Yusuf’un, o kadar kendisine gadreden kardeşlerine karşı asırlarca evvel söylediği ve arkadan gelenlere bıraktığı bir mirastır; Peygamber mirası.. düşünce mirası.. hikmet mirası.. hilim mirası… ve Allah Resûlü’nün hilminin bir buudu olarak onlara ikramıydı. İnat, bu civânmertliği görünce ikinci bir darbe daha yemişti. O darbe öyle müthiş bir darbeydi ki, –zannediyorum– İkrime değil de, Ebû Cehil bile hayatta olsaydı, o da oğlu gibi dize gelerek Allah Resûlü’ne teslim olacaktı.
Dipnotlar
- 13 Bkz.: İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 5/74; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 9/118.