İçeriğe geç

Evet her insan, inanmalı ve inandığını da yaşamalıdır. Yani hayatını da o birlik etrafında örgülemelidir. Zaten gerçek inanmışı tarif eden ehl-i tahkik, “davranışları ile Allah’ı hatırlatan insan” demekte ve bu konuda bize önemli bir ölçü vermektedirler. Buna göre mü’min, yemesinden içmesine, konuşmasından oturmasına varıncaya kadar her şeyde, hep başkalarında “inanan insan imajı”nı uyarmalıdır. Namaz kılıp faiz yeme, oruç tutup karaborsacılık yapma, insanın iki şahsiyet, iki kalb taşımasıdır ki bu, tevhide aykırıdır. İki yüzlülüğün, bozuk şahsiyet ve karakterin göstergesidir. Bu kişiler herhalde ahirette iki yüzlü olarak haşr ü neşr olacaklardır.

Burada çok acı, acı olduğu kadar da gerçek bir hâtıramdan bahsetmek istiyorum. Eski yıllarda –zannediyorum 25 yıl kadar önce– borcunu bilerek ödemeyen birine, alacaklının şikayeti üzerine hatırlatma mahiyette iki satırlık bir mektup yazmıştım. Ondan uzun bir mektup aldım. Mektupta kendinin ileri gelen biri olduğunu vb. anlattıktan sonra: “Ben o borçları falan-filan olarak değil, tüccar sıfatım/kimliğim ile yaptım.” diyordu. Hâlbuki bir insanın böyle “iki şahsiyetli” olması, âyetin ifadesiyle “iki kalb” taşıması imkânsızdır. Sen ya “o”sun, ya da “bu”. Bana göre helâl-haram mevzuunda bu denli yalpası olan birine bırakın Müslüman demeyi, insan deme bile oldukça zordur. Keşke bu insan, “Fıtratımı zorluyorum, hile yapmaktan, başkalarını kandırmaktan, zimmetime hak geçirmekten kendimi kurtaramıyorum.” dese.. belki bu kişiyi Allah o sonsuz rahmetiyle affederdi… Ama O, yanlışlıklarına mahmil bulmaya çalışan ve “onu falan-filan olarak değil, tüccar kimliğimle yaptım.” diyeni ciddî hesaba çeker. Misalleri çoğaltmak mümkündür.

5