Evet, gerçek mânâda لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ “Allah’tan başka Mâbud-u bi’l-hak, Maksud-u bi’l-istihkak yok.” demektir. Bu, Arapça ifadesiyle لَا جَمِيل، لَا خَالِقَ، لَا مُشَرِّعَ، لَا مُنْشِئَ… إِلَّا اللّٰهُ mânâsına da gelebilir. Ehlullahın, namaz tesbihatlarında okudukları; “Ya Cemil Ya Allah…” bu hakikatin yani isimleriyle malum, sıfatlarıyla muhat, zâtıyla mevcud u meçhul Zât’ın ilânından ibarettir. Bunu şuurluca söyleyen kişi, Allah ile karşılıklı bir mukaveleye imza atmış sayılır. Bu mukavelede icmalen şunlar vardır: “Allah’ım! Duygu ve düşüncelerim içine Senden başkası girmeyecek. Tasavvur, davranış ve tavırlarım, hep Senin razı olduğun istikamette olacak. Aileme, çocuklarıma ve dünyama bakışımda Senin hoşnutluğun esas alınacak. Senin düşünülmediğin yerde düşünceler zihinlerde kir sayılacak…” Bu, bir bakıma Üstad’ın, “Allah için işleme, Allah için başlama, Allah için görüşme ve Allah için konuşma.”2 ölçüsü ile tam uyum arz eder.
Şimdi, “Bir insanın içinde iki kalb olmaması” gerçeğine bu zâviyeden bakacak olursak; bu âyet, herhangi bir kimse, Tevhid hakikatine inandığı halde, düşünce, tasavvur, tavır ve davranışlarında o çizgiyi koruyamıyorsa ona bu önemli hususu hatırlatmaktadır. Bir insanın hem tevhid deyip hem de ona ters davranması, iki kalblilik demektir ki, böyle bir şey bir tenâkuzdur ve bir mü’minde olmamalıdır.
Dipnotlar
- 2 Bediüzzaman, Lem’alar s.21 (Üçüncü Lem’a, Üçüncü Nükte).