İçeriğe geç

Evet, sahabe-i kiramın hiçbirine; “Sizin o büyük fedakârlıklara katlanarak gerçekleştireceğiniz hicrete, şöyle şöyle şeyler terettüp edecek!” yani “Bir on yıl sonra cihanla hesaplaşacaksınız, şu kadar alana yayılacaksınız; vali, hâkim ve idareci olacaksınız…” gibi şeyler hiç mi hiç bahsedilmemiş; onlara sadece hedef gösterilmiş ve “Medine’ye hicret edin!” emri verilmiş. Onlar da, her şeye rağmen hicret etmişler. İşte bu düşüncenin kaynağı, o düşünceyi hayata taşıyan insanın iç dizaynını iyi ayarlaması ve Allah ile irtibatının kavi olmasına bağlıdır. Böyle insanlar Yunusvari:

Gelse celâlinden cefa, yahut cemalinden vefa İkisi de câna safa, lütfun da hoş, kahrın da hoş

derler. Hem de hiç iç ezikliği duymadan, tereddüte düşmeden, şüpheler içine girmeden.

Bugün de Allah bizlere yeni bir hicret yaşatıyor. –Bize bunu nasip eden Rabbimiz’e nihayetsiz hamd ü senalar olsun.– Öyleyse bunu yaşayanlar, eğer amellerinin boşa gitmesini istemiyorlarsa, iç âlemlerini iyi ayarlamaya bakmalıdırlar.

Soruda mağaradan da bahsediliyordu. Evet, daha önce kaydettiğimiz gibi misliyle cereyan eden hicret hâdisesinde, aynen o zamanki mağara dönemini fert ve toplum bazında bugün de yaşıyoruz. Dün –bugün bu işin hızı kesilir gibi gözükse de– Müslümanlık düşünceleri ile açığa çıkan hiç kimseyi iflah etmiyorlardı. Ve gözünün yaşına bakmadan bir şakî gibi senelerce kovalayabiliyorlardı. Onlara milleti, ülkesi, dini için düşündüklerini söyleme imkân ve fırsatı bile vermeden, ademe mahkûm ediyorlardı. İşte bunlar da, farklı bir buudda mağara dönemi yaşantısının tezahürleridir.

3