İçeriğe geç

Yalnız burada bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: Yapılan hicretin içine hiçbir iddia, beklenti karıştırmaksızın, sadece Allah için yapılması şarttır. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi ise, insanın iç dünyasının sıhhatine, kendi kendini keşfetmesine, Allah ile irtibatının kavi olmasına, her yerde O’nu görüp, O’nu duyup, O’nu hecelemesine bağlıdır. Evet, bence insanlar evini, barkını, memleketini, vatanını terk edeceklerse, bunu çok pahalıya satmalıdırlar. Çok yüce gayeler, yüce hedefler uğruna bu fedakârlıklara katlanmalıdırlar. Kaldı ki, zaten Allah ve Resûlü de bizlere bu gayeyi ve bu hedefi göstermişlerdir. Hedef Allah’tır, O’nun Cennetidir, cemalidir, rızasıdır, Resûlullah’ın şefaatidir.

Sahabe-i kiram içinde adını bilmediğimiz bir zat, bahsettiğimiz ölçüde kalb balansını iyi ayarlayamadığı ve niyetini hâlis tutamadığı için, diğerleri ile aynı meşakkate, zorluğa, sıkıntıya katlanmasına rağmen kazanma kuşağında kaybetmiştir. Bir kadın uğruna Mekke’den Medine’ye hicret eden işte bu sahabinin durumu, Allah Resûlü’ne anlatılınca, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Nikâhlanacağı bir kadın uğruna hicret edenin hicreti de onadır.”2 buyurmuştur. Yani o, Allah’ın muhaciri, Resûlullah’ın muhaciri olma pâyesine erişememiştir. Bu itibarla da denebilir ki, kalb balansı, iç murâkabe ve muhasebe, niyetin hâlis kılınması hepsinden önemlidir.

2