Evet, neferlik bizim için bulunmaz Bursa kumaşıdır. En iyisi mi bir nefer, bir asker olarak hep Allah kapısında durmalı ve değişik beklentilere girmemeli. Vâkıa, bazen bir nefere müşirlik vazifesi de gördürebilir ki, bu, O’nun bileceği bir iştir ve bizi kat’iyen alâkadar etmez. Zaten Bediüzzaman da öyle demiyor mu? “Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden âlâ”3; “Sen kendini racül-i fâcir bilmelisin”4; “Kendini bu iyiliklere, bu güzelliklere mazhar görme. Temessül etmediğinden, yani sen onları tam temsil edemediğinden dolayı mazhar değil memerr olabilirsin.”5
Suyun üzerindeki kabarcıklar güneşin aksini alıyorlar. Güneş olmasa neyi alacaklar? Öyleyse bütün güzellikler, o Güzeller Güzeli’ne mahsustur. Evet, bu mülâhazalar çok önemlidir. Allah (celle celâluhu) size, bize ne kadar büyük vazifeler gördürürse, bizim de o nisbette tevazumuz artmalı ve beklentilerden, iddialardan uzak bir hâl almalıyız. Zira dünyada ve ahirette selâmette kalabilme, ancak kalb selâmetine vâbestedir.
bu hakikate işaret eden ne güzel bir sözdür!
Evet, bu hakikat ruhumuza işlemeli. Bunun dışında düz bir insan olarak ne şahsımız adına ne de topluluk adına boyumuzu aşkın beklentiler içine girmemeliyiz… son nefesimizi böylesi düşünceler içinde teslim etmeye kilitlenmeliyiz.
Dipnotlar
- 3 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.566 (Afyon Hayatı).
- 4 Bediüzzaman, Sözler s.515 (Yirmi Altıncı Söz, Hatime).
- 5 Bediüzzaman, Sözler s.244 (On Sekizinci Söz, Birinci Makam, Birinci Nota).