Daha sonraki nesiller ise, kendilerini bu güzel hizmetlerin içinde buldular ve “Acaba Cenâb-ı Allah bize de bir şey yaptırır mı?” diye intizara geçtiler. Derken bir kere daha Cenâb-ı Hak, kendi işi için kendi malzemesini kullandı ve O’nun inayetiyle bugün ulaşılan noktaya gelindi. Gelinen bu noktada, her zaman kutubların sa’yini, mukarrabînin cehdini, ebrârın mesaisini aşabilecek bir semerâtın var olduğu söylenebilir.
Yer yer sıkıldığımız, kaçıp gidelim dediğimiz, sonra yine yolları perişan görüp geriye döndüğümüz şu iman yolunda bulunan ve bazıları birer mizaç hastası insanlarla bu işin yürümeyeceği bir gerçektir. Yapılan işlerden bir topluluğun ihlâs ve gayretine büyük şerefler ve pâyeler düşebilse de, her şeyi Allah’ın yaptığı bellidir. Kimse, başka türlü düşüncelerle, vehimlerle ve ileriye dönük beklentilerle bu işi bulandırmamalı ve su-i ihtiyariyle bunca neticeyi berbat etmemelidir. Olanlar bulandırılmaz ve berbat edilmezse, şu ana kadar sağanak sağanak üzerimize yağan lütuflar, onun uhrevî halâsı adına yeterli olabilir. Ne var ki, bizden sonraki nesillerin bile mânevî ve uhrevî ihtiyaçlarını karşılayabilecek bu yümün, bereket ve hayır kaynağı, şimdilerde bizim onu bulandırmamızla ne bugün ne de yarın kullanılamayacak hâle de gelebilir.