İçeriğe geç

İşte bu inanç, bu düşünce, toplumumuz adına ilâhî bir lütuf, bir meziyettir. Evet, kavga çıkartmak isteyenler, ellerini havaya kaldırdıklarında muhatap bulamayacaklardır. Zira adanmış ruhların kesin kararı şudur ki, Müslümanlarla sebebi ne olursa olsun kavga edilmez, onlar her zaman “Zamanımızda haklı dahi olsa kavga çıkaran haksızdır.”1 düsturu içinde hareket ederler.

Cebr-i lütfînin en önemli buuduna gelince, Rabbimiz’in ihsan ettiği bunca lütuf ve ihsanlarda irademizin bahis mevzuu olmaması gerçeğidir. Aslında en önemli meselelerde bile irade, şart-ı âdidir. Fakat bu lütuflarda, irademizin var olduğunu söylemek bir hayli zordur.

Bir kere, kâinat içindeki mahlukatın en üstünü sayılan insan olarak yaratılmışız. Bununla kalmayıp insan-ı kâmil mertebesine çıkabilecek bir zeminde meydana getirilmişiz. Mazhar olduğumuz ilâhî lütuflar itibarıyla, İmam Rabbanî, Abdülkadir-i Geylânî, Şah-ı Nakşibend olmaya namzet bir yerdeyiz. Yani bizi bu ufuklara taşıyacak altyapı, temel dinamiklerin hepsi hazır.. ve bunların hepsi, irademiz haricinde bizlere yapılan birer ihsan ve birer lütuf olduğunda şüphe yok.

Öyleyse insan, bunları rastgele yolda bulmuş gibi değil de, biri tarafından verilmiş kıymetli birer emanetmiş gibi kabul etmeli; sonra da bu lütufların devam ve temadisi için elden gelen her şeyi yapmalı. Her mazhar fert, kendi idrak ve şuuru ile bunların etrafını çevirmeli, karantinaya almalı ve kat’iyen bu nimetleri elden kaçırmamaya bakmalıdır. Vilâyete giden yolun ilk basamağı bile olsa, bu size gösterilmişse; İslâmî ilimlere açılan kapı size aralanmışsa; eğitim ve öğretim adına birilerine bir şeyler anlatma imkânı size verilmişse.. evet, bunların hepsinin kadr ü kıymeti bilinmeli, Allah’ın bunca nimetine karşı şükürle mukabelede bulunulmalıdır.

4