İçeriğe geç

lâhûtîliğindeki cazibesiyle muhataplarına sunmuş; her zaman mâsumiyetiyle hatırlanmış, masûniyetiyle bilinmiş; fizik ve metafizik âlemlere açık keskin fetanet ve aydınlık ruhuyla tabiat ve mâverâ-i tabiatı hep doğru okumuş, doğru yorumlamış; dolayısıyla da ön yargılı olmayan bütün temiz vicdanların hemen hepsi hiç tereddüt göstermeden O’na koşmuş; en mütemerrid nefisler O’nun karşısında dize gelmiş, en müstesna dimağlar O’nun mesajlarında aklın yaratılış gayesini okumuş ve O’na teslim olmuşlardır. O’nun sayesindedir ki insanoğlu, hayvâniyet ve cismaniyetten sıyrılarak kalb ve ruhun hayat mertebesi seviyesinde bir ufka yönelmiştir. O, varolma ufku itibarıyla vücud-u haricîye açılan kapının sırlı anahtarı, varolma gayesini gerçekleştirme adına da Hakk’a giden doğru yolun rehberi ve ebedî saadetin de şefaatkânıdır.

O’na kadar gelip geçmiş bütün nebiler O’nun dediğini demiş, O’ndan sonra gelen bütün evliyâ ve asfiyâ ise –fevkalâde halleri davalarına senet– O’nu tasdik etmiş ve mazhariyetlerinin de O’ndan olduğu itirafında bulunmuşlardır.. evet O, “Allah” deyip nazarları tevhide çevirmişse, bütün enbiyâ ve mürselînin sesi-soluğu, bütün evliyâ ve asfiyânın müşâhede ve keşifleri de bunu müeyyiddir.

O, emin bir iman âbidesiydi; dediklerini kılı kırk yararcasına yaşıyor, tavırlarını hep ötelere göre ayarlıyor ve hayatını, Hakk’ı görüyor ve O’nun tarafından görülüyor olma derinliğiyle yaşıyordu; herkesten daha hassas davranıyor, her hâliyle ciddî bir sorumluluk tavrı sergiliyor; her zaman hüsn-ü akıbet peşinde koşuyor ve gözünü bir lâhza olsun hedeften ayırmadan hep namzet olduğu noktaya doğru koşuyordu; koşuyor ve herkese Allah’la arasındaki o derin münasebetten çizgi çizgi mânâlar sunuyordu.

O’ydu varlığın mânâsını şerh ederek gerçek sahibine bağlayan; eşya ve hâdiselerin özündeki hikmet ve maslahatları

327