Hayat-ı seniyyelerini, milyonların hayatlarından daha bereketli kılmasını bilen bu Ferîd-i Kevn ü Zaman, yürüyüp ötelere ulaştığında mübarek kalkanı, üç-beş kuruşluk nafaka parası karşılığında bir dünyalı nezdinde rehin bulunuyordu.
Hâsılı eğer insan O’na insafla bakabilse ve basiretle O’nu temâşâ etse, imanı, mârifeti, sabrı, hilmi, vefası, zühdü, cesareti, cömertliği, doğruluğu, tevazuu, mehâbeti, sözü sohbeti, oturup kalkması ve bütün ferdî, ailevî, içtimaî, idarî, iktisadî, askerî, terbiyevî ufuk itibarıyla insan üstü bir varlıkla karşılaştığını sanır.
Böyle olması da gayet normaldir; bir kere O:
1. Gelip geçmiş bütün enbiyâ ve mürselînin vâris-i tâmmıydı. Allah, gönderdiği her peygamberden O’nu kabulleneceklerine dair söz almıştı. Tabiî ki bu daha çok ümmetleri adına bir söz almaydı.
2. Risaleti başka nebiler gibi bir kavme, belli bir bölgeye mahsus değil, âlemşümul ve ebediyet edalıydı. Hasâis kitapları konunun en sadık şahitleridirler.
3. O, Allah’ın insanlığa mücessem bir rahmet hediyesiydi ve en son rehberiydi, Kur’ân’ın âyetleri bunun delili, O’nun siyer-i seniyyesi de bunun apaçık bir burhanıdır.
4. O mücessem rahmet, ümmeti için bir koruyucu sera mahiyetindeydi; O’nun arkasındakiler, geçmiş peygamberlerin ümmetleri gibi toptan helâke maruz kalmayacaklardı.
5. Şanı yüce bu mümtaz insan, nebiler arasında adına Hakk’ın kasem ettiği, “Leamrük”le müeyyed bir imtiyazı haizdi ve O’nun ömrü Hak muradının mücellâ bir aynaya aksiydi ve kasem de ona yapılıyordu.
6. O’nun diğer farklı bir yanı da Cenâb-ı Hak, bütün peygamberlere isimleriyle hitap ettiği hâlde O’na hep nübüvvet ve