risalet unvanlarıyla seslenmişti. Bu aynı zamanda mü’minlere de bir edep dersi sayılırdı.
7. Kendisine “Cevâmiü’l-Kelim” unvanıyla, çok özlü ve veciz bir beyan kabiliyetinin verildiğine daha önce temas etmiştik..
8. Belli bir mesafe çerçevesinde düşmanlarının gönlüne korku salması da O’nun yeri ve konumuna Cenâb-ı Hakk’ın ayrı bir teveccühüydü.
9. O, ümmetinin günahlarına karşı tevbe kapılarının hep açık durmasının vesilesi olduğu gibi günah yollarının kendisine kapalı olması gibi bir mazhariyetin de yegâne sahibiydi.
10. Getirdiği kitap, bir kısım özel şartlarla korunma altına alınmıştı ve kıyamete kadar da başka kitapların uğradığı tağyîre, tahrîfe ve tebdîle uğramayacaktı.
11. Ayrıca O, daha dünyada iken öteleri bütün derinlikleriyle görüp temâşâ etme şerefiyle şereflendirilmiş ve gidişi ubûdiyetindeki derinliğinin kerameti, oradaki mevhibeleri ve dönüş armağanları da risaletinin meyveleri miraç pâyesiyle taltîf edilmişti.
Deryadan bir katre bütün bu özelliklerinin yanında O, Kur’ân mûcizesi ve kevnî harikalar gibi o kadar çok pâyelere mazhar olmuştu ki bunları ta’dat etmek bile zannediyorum mücelletler ister.. aslında, O’ndaki bütün bu derinlikler O’nun melekûtî yönüne ait enginliklerinden kaynaklanıyordu ki O bu yanıyla her türlü tarif ve tavsîfi aşkın bir mahiyet arz etmektedir.. evet, O’nun mahiyeti meleklerden de ulvî ve taayyünü bütün varlığın ilki ve öncüsüdür. Varlığı bir ilk nur ve nüve olduğu ayanlardan ayan; O’nunla ilk harekete geçmiştir kutsal kalem, O’nunla gerçekleşmiştir beşerî plan ve O’dur nübüvvet silsilesinde vücud-u Hakk’a en açık burhan. O’dur Hazreti Zât’ın ilk mir’at-ı mücellâsı; O’dur ilâhî sıfatların en