hâiz olmayan bir musâhabe tarzı şeklindeki yaklaşım da diyalektik adına ayrı bir tarif.. ve daha farklı bir sürü yaklaşım...
Diyalektik bütün Orta Çağ boyu hitabın mukabili olarak formel mantığı ifade adına kullanılan bir sistem oldu. Hatta filozof Kant, bütün aldatıcı akıl yürütmeleri –mugalâta da diyebilirsiniz– diyalektik olarak adlandırdı ve tecrübî alan dışında bilgi elde etme veya ortaya koyma iddiasında bulunan kimseler, aklen çözümü ve izahı imkânsız gibi görünen ve neticede gidip tenakuzlara (çelişki) dayanan ne kadar birbirine ters tezler varsa, diyalektik sayesinde o zıtlıkları aşmaya ve telife çalıştılar; belki bir mânâda problemin üstesinden de geldiler! Hegel, diyalektiğe tarihî bir buud kazandırarak, bütün tabiî hâdiselerin, hususiyle de mânevî derinliği olan olayların tarih içindeki gelişmesi gibi çarpık anlayışları da ona bağlayarak sistemi bütün bütün farklılaştırdı ve ayrı bir kalıba ifrağ etti. Daha sonraları ise Karl Marks tarihî maddecilik diyalektiğini işte bu telakki üzerine kurdu ki zamanla hemen bütün insanlık az-çok bu felsefeden müteessir olarak mantığı da muhakemeyi de fikir yürütmeyi de tamamen bu şeytanî sisteme bağlayıverdi.. böylece bir kere daha Faust, Mefisto’ya yenik düşüyor ve düşünce hayatı itibarıyla diyalektiğin paletleri altında presleniyordu.
Oysaki bizim münazara şeklimiz, herhangi bir konuda fikir yürütmemiz çok farklıydı ve tamamen hakkın emrinde ve hakkı tutup kaldırma istikametinde gerçekleşiyordu. O tamamen bizim temel kültür kaynaklarımıza bağlı gelişmiş ve “fenn-i münazara” unvanıyla bilinen bir kısım disiplinler çerçevesinde oluşmuş ve oluşuyordu. Bu disiplinlere göre hakkın hatırı âlî tutuluyor ve hiçbir hatıra feda edilmiyordu. Münazırların birbirini mahcup etmesi kat’iyen söz konusu değildi. Birbirini utandırmak bir yana, haklı çıktığında hasmını utandırmak dahi insanî değerlere saygısızlık sayılıyordu.