asla hakk-ı hayat tanımaz ve hep bir fanatik gibi davranırlar; davranır ve görüşülen konuya bir katılımcı olmadan daha ziyade, bütün himmetini diğer münazırın zaaflarını tespite ve onun konuşmalarından süzüp elde ettiği mülâhazalarla ortaya farklı kombinezonlar koyup kendini ifade etmeye, maharet göstermeye ve alkış toplamaya sarf ederler. Beklediklerini bulur veya bulamazlar; ama böyle bir münazarada dünya kadar zamanın heder edilmesine rağmen herhangi bir hakikate ulaşılmadığı/ulaşılamadığı da açıktır.
Aynı zamanda, bütün bunların yanında tamiri çok zor yaralanmalar olmuş; düşmanlıklar körüklenmiş, bencillikler daha bir azgınlaşmış, ruhlar hafakana girmiş, haset tetiklenmiş, kinler, nefretler, münazırları çatlama seviyesine getirmiş; derken umumî atmosfer maksadı aşan söz ve davranışlarla kirlenmiş, insanî değerlere saygısızlıkta bulunulmuş ve fertler arası münasebetlerde onarılması imkânsız kırılmalar meydana gelmiştir. Bizim düşünce dünyamız ve evrensel insanî kriterler açısından bu tür karşılaşmalara kat’iyen münazara denmez; zannediyorum buna diyalektik demek daha uygun düşecektir.
Öyle ise şimdi bir-iki cümle ile de olsa, gelip münazaranın yerine oturan diyalektikten bahsetmek yerinde olacaktır. Bakış icmalî bir bakıştır, üslûp da bizim üslûbumuz; ifade tarzı yadırganmamalı…
Diyalektik, kesin olmayan ve çok defa muhtemel mülâhazalara bağlı cereyan eden hatta bazen gidip, eskilerin ifadesiyle mugalâta ve safsataya dayanan bir çeşit tartışmanın adıdır. Ona, cedelleşme, münakaşa etme ve birbirine sataşma sanatı da denebilir. Bazı düşünürlere göre diyalektik, herhangi bir konuda ileri sürülen ve doğru olma ihtimali de bulunan kanaatlerin açıklanması ve müdafaasından ibarettir.. bilimden önce bilime yol sayılan, ama kat’iyen bilimin evsafını