İçeriğe geç

bülbüllerle yan yana bulunsa da hep kendini kendi sesiyle ifade eder. Işığa lânet okuyanların sayısı hiç de az değildir.. nizamla savaşanları yer yer hepimiz gördük.. gül kokusundan içi bulanıp yere yıkılan birini her hatırladığımda içim bulanır.. hâsılı herkes, kendi karakterinin gereğini sergiler vesselâm...

İslâm’ı tanıyan ve duyan bir aydınlık ruh, bütün eşyada sonsuzun çağrısını duyar ve ebed neşvesiyle coşar.. onun âsûde iklimine adım atan ayaklar baş olur; alınlarla parmak uçlarının birleşik noktası sayılan secdede mehâfet ve mehâbetle yüz yere süren bu çehreler, günde birkaç defa meleklerle atbaşı hâline gelir.

İslâm’a teslim olmamış başlardaki taçlar iğreti ve emanet, onun referansını almayan söz ve beyanlar ise üstûreden farksızdır.. onunla beslenmeyenlerin gönülleri boş, tali’leri de karanlıktır; bunlar, zaman zaman parlayıp, bazı gözleri kamaştırsalar da uzun süre parlak kalmaları ve hele çevrelerini aydınlatmaları asla söz konusu değildir. Bütün zamanları kucaklayabilmek ve sürekli renk atmadan kalabilmek aşkınlığa bağlıdır. Zamanı ve mekânı aşamayan sözler, düşünceler, sistemler, er geç miatlarını doldurur ve hazan yemiş yapraklar gibi savrulur giderler; tabiî, sahiplerinin ad ve unvanlarını da beraber alır götürürler.

İslâm, hem sabittir, hem de değişken ve gelişken; o, kökleri yerin derinliklerinde ve hiçbir fırtına ile devrilmeyecek kadar sağlam, dalları da dört bir yana açılmış ve her mevsim yeni yeni meyveler vaadeden bir ağaç gibidir. Meyve verdikçe kızarır ve her kızarışında yeni bir çağı âbâd eder.

Dünyevî-uhrevî lezzetlerin özü-usâresi onda, ebedî var olmanın sihri de ondadır. Onun âleme sunduğu ışık karşısında güneş bir kıvılcım gibi kalır ve gönüllerde çimlendirdiği mânâ bahçelerinin yanında İrem Bağları yalancı masallara

375