İçeriğe geç

ona, dünya-ukbâ Süleymanlık mührünü vermiştir. İşte bu sayededir ki sultanlar adalet soluklamaya başlamış, kuvvet hakkın hâmîsi hâline gelmiş, ilmin önü sonuna kadar açılmış, hür düşüncenin boynunda zincirler paramparça olmuş, şeytanlar, boynuzlarını atıp mâbede koşmuş; melikler, zulüm ve ceberuttan vazgeçerek, melekleşme yoluna girmişlerdir.

İslâm’ın ruhundan fışkıran hikmet sayesinde –buna İslâm felsefesi de denilebilir –genel düşüncenin rengi değişmiş; yeryüzü aydınlık bir atlas hâline gelmiş; varlık ve hâdiseler âdeta, talâkatli bir hatibe, âteş-zebân birer vaize dönüşmüş; toprak, herkesi ve her şeyi şefkatle bağrına basan bir anne hâlini almış; sular, aşk ve vuslat çağıltılarıyla gönüllerimize sonsuzun nağmelerini duyurmaya başlamış; dağlar o mehîb hâlleriyle, ovalar obalar o mütevazı tavırlarıyla, fizikî yapılarını aşkın bir derinliğin sesi soluğu olmuş; bağlar-bahçeler, rengârenk edâlarıyla bize tebessümler yağdırmaya durmuş; güller-çiçekler, cömertçe gözlerimize, gönüllerimize güzelliklerin en nefislerini sunarak başlarımızı döndürmüş, bakışlarımızı bulandırmış; ruhlarımıza var olmanın en engin zevklerini yaşatarak, Hakk’a teslim olmuş bahtiyarlara mutluluğun en enfesini duyurmuşlardır.

İslâm’ın insanlığa Yaradan’ın en büyük armağanı olduğunu idrak edemeyen tali’sizler –bu, bazen ona karşı bir ön yargıdan, bazen de Müslüman görünenlerin tutarsızlığından ve kötü örnek olmalarından kaynaklanabilir– onun sunduğu mesajı anlayamaz, vaadettiklerini duyup hissedemezler. Hatta bazen böylelerinin onun etrafında dönüp dolaşmaları bile bu olumsuz neticeyi değiştirmez; çok yakındırlar ama uzaklardan daha uzak sayılabilirler. Hep ona bakar dururlar ama bakışlarında dalgındırlar, asla onu anlayamazlar. Yakınlık onlar için uzaklık vesilesi olmuştur; görmek de hissetmemeye sebep.. neylersin, tabiat bu..! Diken, gülün yanında olsa da yine dikendir ve batar; saksağan, gül bahçelerinde

374