kullanmış, üniversitelerinde talebelerine İbn Rüşd’ün felsefesini, İbn Sina ve Râzî’nin tıbbını okutmuş, Zehravî’nin cerrahi aletlerini kullanmış ve cerrahi yöntemlerini uygulamışlardır. Göz anatomisiyle alâkalı eski köhne düşünceleri yıkarak onların yerine, günümüzdeki bilgilere çok yakın tespitlerde bulunan el-Hâzin’i ilim dünyasında bilmeyen yok gibidir...
Müslümanlardaki bu ilim ve araştırma aşkı, zikredilen hususlar ve benzerlerine de münhasır değildir; onlar, edebiyattan diğer sanat dallarına, ziraatten bahçeciliğe, sulama kanallarından meyve aşılamaya kadar o günün dünyasınca bilinmeyen pek çok konunun da öncüleri ve rehberleri olmuşlardır. Dünyanın, Yunan mitolojileriyle avunup durduğu bir dönemde Doğu, o zenginlerden zengin ve ince üslûbuyla Batı’yı âdeta büyülemiştir. Batı sanatta gayenin yükselticiliğini, tecridin sihirli atmosferini Müslümanlarla tanıyabilmiştir. Bağ bahçe tımarı, o ince peyzaj farklılığı bizim dünyamızın Batıya armağanlarıdır. Orta Doğu ve diğer sıcak ülkelerin çok değişik meyvelerini Avrupa milletlerine Endülüs Müslümanları tanıtmışlardır. Hayvanat bahçeleri, balık havuzları da yine bu cins kafaların insanlığa hediyesidir. O gün, Endülüs Müslümanları tabiata müdahale haklarını kullanarak öyle mükemmel bahçeler hazırlamışlardı ki buralarda en vahşi hayvanlardan en nadir bulunan kuşlara kadar her türlü canlıyla karşılaşmak âdiyattandı. Bu geniş alanların olabildiğine mükemmel dizaynı ve zenginliği, şelalelerin büyüleyici görüntü ve sesleri karşısında onları temâşâ edenler âdeta kendilerinden geçerlerdi.
İlk Müslümanlar ilim ufukları, hakikat tutkusu ve araştırma aşklarıyla varlık ve eşyayı didik didik etmiş, çağlar boyu birer kaynak olarak herkesin başvuracağı çok önemli tespitlerde bulunmuş, uğradıkları her yeri kendi engin zevklerine göre yeniden şekillendirmiş ve tıpkı Cennetlerin koridorları