İçeriğe geç

ve insanlara, o döneme hâkim değişik istibdatlardan sıyrılma yollarını gösteriyor, diğer yandan da ulaşabildikleri her topluma yeni bir ilim anlayışı, tefekkür tarzı ve araştırma usûlü sunuyorlardı. İslâm’ın zuhuru üzerinden henüz bir asır geçmemişti ki Âkif’in ifadesiyle: “Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi / Aczin ki ezilmekti bütün hakkı, dirildi / Zulmün ki zevâl aklına gelmezdi, geberdi...” Evet, onun gür sesinin ulaştığı her yerde, firavunluklar tarumar olup gitti ve her bucakta hak ve adaletin bayrağı dalgalanmaya başladı. Putperestliğin yerini tevhid düşüncesi ve Allah’a kulluk alırken, taklit ve üstûreler de bir bir yerlerini ilim aşkına ve araştırma iştiyakına bırakıyorlardı.

O gün her ilim, ilim kabul ediliyor ve hepsi de bu aşk ve iştiyaktan nasibini alabiliyordu: Bir taraftan âlet ve belâgat ilimleri, tefsir, hadis, fıkıh, usûl-i hadis, usûl-i fıkıh ve usûliddin gibi ilimler yeni bir dinî sistemin, bir hayat felsefesinin ve bir ukbâ mülâhazasının dili, tercümanı olarak ortaya konurken –burası o konuyu açmanın yeri değil– diğer taraftan da matematik, geometri, kimya, tıp, astronomi, ziraat ve şehircilik... gibi pek çok fen o güne kadar çok iyi bilinmeyen farklı bir çerçevede yeniden vaz’ediliyordu. O dönem itibarıyla, bu ilim dallarının hemen hepsinde, araştırma sevdalısı bir hayli mütefekkir, filozof ve kâşif göstermek mümkündür: Muhammed b. Zekeriyya er-Râzî’den47 Kûfeli Cabir’e48, Fârâbî’den49 İbn Sina’ya50, Fezârî’den51 el-Bettânî’ye52, İbn Yunus’tan53 Zehravî’ye54,

Milâdî doğum tarihleri

4786448815498705098051796528585395054936

550