Gazzâlî’den55 İbn Rüşd’e56 kadar daha yüzlerce deha... bizim burada işaret ettiklerimiz, kimya, matematik, geometri, tıp, astronomi, mûsıkî, fıkıh, usûl-i fıkıh, tasavvuf... gibi ilim dallarında sistemler geliştirmiş ilim adamı, düşünür, filozof ve kâşiflerden sadece birkaçı… Bunların insanlığa armağan ettikleri eserler çağları aşacak nitelikte ve Batı Rönesansına öncülük yapacak mahiyettedir. Bunun böyle olduğunu içimizdeki bir kısım haricîler kabul etmeseler de münsif ilim dünyası artık bu konuda farklı düşünmektedir.
Şimdi isterseniz, Haydar Bammad, Josef Bertrand ve Gustave Le Bon gibi mütefekkirlerin bazı tespitleriyle konuyu biraz daha açalım: Milâdî sekizinci ve dokuzuncu asırlar, değişik ilim ve fenlerin fevkalâde inkişaf ettiği aydınlık çağlardır. İlim tarihi bu asırlar itibarıyla Şark’ı oldukça parlak anlatır. Şöyle ki dünyanın dört bir yanında koyu bir cehaletin hükümfermâ olduğu bu dönemde İslâm dünyası altın çağını yaşamaktadır. İlim adamları ve araştırmacılar, devlet ricaliyle yan yana ve el üstündedirler. Abbasî Me’mun döneminde, devlet tarafından yerkürenin küreviyetini ispatlama karar altına alınır. Bu karar daha sonraları Benû Musa (Muhammed, Ahmed, Hasan) tarafından Sancar sahrasında gerçekleştirilmeye çalışılır. İlim tarihinde keyfiyeti çok iyi bilinen bu tecrübe, bir de Kûfe sahrasında denenir ve bu konuyla alâkalı günümüzdeki bilgilere yakın sonuçlar elde edilir.
Oysaki İslâmiyet gelmeden önce o günkü Orta Doğu’da İskenderiye mektebinin devre dışı kalmasıyla pek çok ilmî alanda bir duraklama yaşandığı gibi astronomiyle alâkalı bilgiler de astrolojik üstûrelere yenik düşmüştü. İlmî araştırmalar durmuş, insanlarda ilim aşkı tamamen sönmüş ve müsbet düşünce de gurbet yıllarını yaşıyordu. O dönemde dünyanın
Dipnotlar
- 1058
- 1126